Adli kontrolün değiştirilmesi ve kaldırılması
Bu yazıda
Ceza soruşturmalarında bazen Cumhuriyet Savcısının tutuklama talebine rağmen bazen de Cumhuriyet Savcısının adli kontrol kararı talebi doğrultusunda nöbetçi Sulh Ceza Hakimliklerince Adli Kontrol kararı verilir. Kamuoyunda genelde bir kişi hakkında Adli Kontrol Hükümleri tesis edilince “.... serbest bırakıldı” şeklinde manşet olmaktadır.
Fakat “serbest bırakılan biri” haftanın belirli günlerinde karakola gidip imza vermek zorunda kalabilir. Yurt dışına çıkış yasağı olan bir başkası ise iş toplantısına katılamaz, eğitimine başlayamaz ya da ailesini ziyaret edemez. Adli kontrol, gündelik hayatta bu kadar somut sonuçlar doğurur. Üstelik ilk kararın verildiği günle bugünkü dosya aynı olmayabilir: deliller toplanmış, soruşturma ilerlemiş veya kişinin koşulları değişmiştir. Bu nedenle tedbirin aynı şekilde sürmesinin hâlâ gerekli olup olmadığı yeniden değerlendirilebilir. Adli kontrol tedbirinin uzun bir süre devam etmesi kişiler açısından oldukça yıpratıcı olup bu hususta AYM ve AİHM tarafından verilen birçok ihlal kararı mevcuttur.
Adli kontrolü tümüyle kaldırmak, yükümlülüğün şeklini değiştirmek ve belirli bir süre için muafiyet istemek aynı şey değildir. Doğru talep, eldeki kararın içeriğine ve dosyanın bugün geldiği noktaya göre belirlenir. Sadece Adli Kontrol Kararına İtiraz Dilekçesi sunulmuş olması imza verme zorunluluğunu veya yurt dışına çıkış yasağını kendiliğinden durdurmaz. Bu inceleme yazımızda Adli Kontrol Kararının hangi hallerde uygulandığı, Adli Kontrol Tedbirlerinin genelde hangileri olduğu, Adli Kontrol Kararlarına itirazda hangi argümanlara dayanılabileceği, Adli Kontrol Kararına Nasıl İtiraz Edileceği, AYM ve AİHM’in Adli Kontrol Meselesini nasıl ele aldığı ve bu hususta sıkça sorulan sorulara yanıt vereceğiz.
Adli kontrol kararı hangi hallerde verilmektedir ?
Ceza Muhakemesi Kanunu adli kontrolü tutuklamaya alternatif bir koruma tedbiri olarak düzenler. Tutuklama kararının ölçüsüz olacağı değerlendirilirse şüpheli hakkında Adli Kontrol Tedbirlerinin uygulanması yeterli görülür. Fakat unutulmamalıdır ki bir ceza soruşturmasında Adli Kontrol Tedbirinin uygulanması şüphelinin atılı suç bakımından ceza alıp almayacağı konusunda kesin bilgi vermez. Uygulamada şüpheli kişiler hakkında tutuklama yerine adli kontrol hükümleri tesis edildiğinde şüpheli kişinin adeta Beraat ettiği algısıyla hareket etmektedir. Şüphelinin tutuklanması hapis cezası aldığı anlamına gelmediği gibi adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakılması da beraat ettiği anlamına gelmez.
CMK m. 109/3'ün (a) bendi yurt dışına çıkamamayı, (b) bendi ise hâkimin belirlediği yerlere belirtilen süreler içinde düzenli başvurmayı düzenler. Günlük dilde “imza atma” olarak ifade edilen uygulamadan kasıt (b) bendine tekabül eder. Her iki yükümlülük de aynı kişiye birlikte uygulanabilir. Yani şüpheli hakkında hem yurt dışı çıkış yasağı hem de “imza atma” yükümlülüğü yüklenebilir. Kaldı ki uygulamada (b) bendi kapsamında imza atma yükümlülüğüne tabi tutulanlar hakkında “yurt dışı çıkış yasağı” olarak ifade edilen (a) bendi de uygulanmaktadır.
Kararın uygulamada nasıl yürüdüğünü anlamak için yalnız sözlü bilgiyle yetinmek güçlük yaratabilir. Örneğin hakkında (b) bendi kapsamında “imza atma” yükümlüğüne karar verilen kişi öncelikle hangi gün ve saatlerde nereye imza atacağını bilmelidir. Adli Kontrol Kararında bu hususlar yazılı olup imza atılacak yer genel itibariyle şüphelinin yerleşim yerine en yakın karakol olarak belirlenmektedir.
İmza yükümlülüğünün günlük yaşama etkisi
Haftada bir imza vermekle haftanın birkaç günü başvurmak arasında önemli fark vardır. Başvuru yerinin evden ve işten uzaklığı, imza saatlerinin vardiyayla çakışması veya ulaşımın o saatlerde mümkün olmaması adli kontrol tedbiri uygulamasının kişi üzerindeki zorluğunu artıran faktörlerdir. Kâğıt üzerinde birkaç dakikalık görünen işlem, kişinin çalışma saatlerini ve yol düzenini etkileyebilir. Kimi durumlarda uzayan adli kontrol tedbiri yükümlülükleri kişiler açısından adeta katlanılmaz bir duruma çıkabilmektedir. Bu tur durumlarda Adli Kontrol Kararına İtiraz Yolu gündeme gelmektedir.
Dosya ve somut olaya göre imzanın tamamen kaldırılması istenebileceği gibi başvuru sıklığının azaltılması, yerin değiştirilmesi veya yalnız belirli tarihler için geçici muafiyet de talep edilebilir. Fakat bu tür durumlarda avukat desteği almak oldukça hayatidir.
Yurt dışına çıkış yasağına itiraz
Yurt dışına çıkış yasağı süresinin uzaması bazı kişiler için oldukça yıkıcı sonuçlar verebilmektedir. Örneğin yurt dışına ticari amaçlı seyahat etmesi gereken bir iş insanının yurt dışına çıkış yasağının aylar boyunca devam etmesi bu kişinin mesleki itibarına ve ticari hayatına büyük zarar verme potansiyeline sahiptir. Ya da bir ebeveynin kendi çocuğunun yurt dışındaki düğününe katılamaması da manevi olarak ıstırap verici başka bir örnektir. Sonuç itibariyle yurt dışına çıkış yasağı en alt düzeyli bir adli kontrol tedbiri olarak görülse de bazı kişiler açısından telafisi güç zararlara sebep olmaktadır.
Uygulamada bu tür insani mazeretlerin iddia makamınca kabul görmediğini söyleyebiliriz. Bunun yerine somut dosyanın hukuki teknik yapısı üzerinden bir itiraz stratejisinin geliştirilmesi en doğru seçenektir. Bu nedenle Yurt Dışına Çıkış Yasağı Kararına İtiraz için online olarak bize ulaşabilirsiniz.
Adli kontrol yükümlülükleri kaldırılabilir mi ?
CMK m. 110/2, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkimin adli kontrol yükümlülüklerini tümüyle veya kısmen kaldırmasına, değiştirmesine ve kişiyi bazı yükümlülüklerden geçici olarak muaf tutmasına imkân verir; yeni yükümlülükler de konulabilir. Şüpheli veya sanığın kendi değişiklik istemi ise CMK m. 111/1'deki usule göre, savcının görüşü alınarak hâkim veya mahkemece değerlendirilir. Dosyanın gereklerine göre bir yükümlülük sürerken diğeri değişebilir. Yani şüpheli hakkında imza tedbiri kalkarken yurt dışına çıkış yasağı devam edebilir. Ayrıca, Adli Kontrol Tedbirlerinin tamamen kaldırılmasına da karar verilebilir.
Adli Kontrol Kararı Nasıl Verilir ?
Soruşturma aşamasında adli kontrol, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkiminin kararıyla uygulanır. Kovuşturma başladığında ise dosyanın bulunduğu aşamaya göre görevli ve yetkili yargı mercii değerlendirme yapar. Bu nedenle kararın hangi dosyada verildiği ve dosyanın bugün hangi mercide olduğu öğrenilmeden hazır bir dilekçedeki merci adını kopyalamak sakıncalıdır. Değişiklik ve kaldırma taleplerinin hukukî çerçevesi CMK m. 110 ve 111'de yer alır. [1]
CMK m. 111/1'e göre şüpheli veya sanığın talebi üzerine hâkim ya da mahkeme, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra beş gün içinde karar verebilir. Beş günün dolması, başvurunun sessizlik yoluyla kabul edildiği anlamına gelmez. Ayrıca kararın verilmesiyle sonucun ilgili uygulama kayıtlarına yansıması da aynı an olmayabilir. Tarihi belli bir iş veya aile seyahati söz konusuysa ihtiyaç ve belgeleriyle birlikte zamanında başvurulmalı; o gün geldiğinde mutlaka olumlu ve uygulanabilir bir karar çıkacağı düşünülerek yolculuk planlanmamalıdır. [1]
Müdafi desteği, güncel yükümlülüğün karar metni ve dosyadaki delil durumu ile birlikte değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Soruşturma sırasında şüphelinin haklarına ilişkin daha geniş bilgi için Soruşturma Aşamasında Şüpheli Müdafiliği yazısına da bakılabilir. Bu yazıda incelenen mesele, savunmanın nihai sonucu değil, devam eden tedbirin bugün hangi kapsamda uygulanacağına ilişkin bir karar alınmasıdır.
Anayasa Mahkemesi Kararı
Anayasa Mahkemesinin Aret Demirci kararında başvurucuya hem yurt dışına çıkış yasağı hem de düzenli başvuru yükümlülüğü uygulanmıştır. Başvurucu, işi gereği sık sık yurt dışına gitmesi gerektiğini belirterek seyahat tarihlerini gösteren belgeleri talebine eklemiştir. AYM, tedbirlerin neden sürdürüldüğüne ve kişinin somut itirazlarına yeterli bir değerlendirmeyle karşılık verilmediğini belirterek özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Kararın özellikle 17–24. paragrafları bu gerekçe incelemesi bakımından önemlidir. (B. No: 2018/30446, 8 Şubat 2024.) [3]
Bu karardan, iş seyahati bulunan herkes için yurt dışına çıkış yasağının kaldırılacağı sonucu çıkmamalıdır. Vurgu, tedbirin amacıyla kişinin meslekî, ailevi ve kişisel bağları arasında dosyaya özgü bir değerlendirme yapılmasındadır. Daha hafif bir yükümlülüğün aynı amacı sağlayıp sağlayamayacağı da tartışılabilir. Başvuranın seyahat ihtiyacını somut belgelerle göstermesi kadar, bu olgulara gerekçeli biçimde cevap verilmesi de önemlidir. Bu hususta bizlere ulaşabilirsiniz
Tutuklama kararında adli kontrolün niçin yeterli bulunmadığı başka bir inceleme konusudur; Tutuklama kararlarında gerekçe ve ölçülülük yazısı bu aşamayı ele alır. Burada sorulan ise verilmiş adli kontrol kararının bugünkü koşullarda neden aynı şekilde sürdüğüdür. Başlangıçta tedbiri haklı gösteren olaylarla sonradan ortaya çıkan gelişmeler farklı olabilir. Bu nedenle ilk karar ile sonraki devam kararlarının gerekçeleri, kendi tarihindeki dosya durumuyla birlikte okunmalıdır.
Adli Kontrol Yükümlülüklerinin Devamına İhtiyaç Olup Olmadığı Kendiliğinden İncelenir Mi ?
CMK m. 110/4, adli kontrolün devamına ihtiyaç olup olmadığının en geç dört aylık aralıklarla incelenmesini öngörür. Soruşturmada bu inceleme Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimince, kovuşturmada mahkemece kendiliğinden yapılır. Düzenleme, yükümlülüğün dosyada unutulup gerekçesiz şekilde sürmesini önlemek açısından önemlidir. Ancak dört ayın dolması tedbiri otomatik kaldırmaz ve varsa kişinin kaldırma talebini kendiliğinden kabul ettirmez.
CMK m. 110/A adli kontrol için azami süreler de belirler. Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde temel süre iki yıldır; zorunluluk varsa gerekçeli kararla en çok bir yıl daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde temel süre üç yıldır; zorunlu hâllerde gerekçeli uzatma toplam üç yıla, kanunda sayılan suç gruplarında dört yıla kadar çıkabilir. Böylece bu gruptaki toplam üst sınır, suçun niteliğine göre altı veya yedi yıl olabilir. Çocuklar bakımından süreler yarı oranında uygulanır. Bunlardan hangisinin belirli dosyada geçerli olduğu; görevli mahkeme, isnat edilen suçun kanundaki yeri, ilk uygulama tarihi ve uzatma kararları incelenmeden yalnız bir sayıdan hareketle söylenemez. [1][2]
Anayasa Mahkemesinin Veysel Kuşçu kararında azami sürenin hangi tarihten başlayacağı belirleyiciydi. Adli kontrol, CMK m. 110/A yürürlüğe girmeden önce, 21 Ağustos 2016’da uygulanmaya başlamıştı. AYM süre hesabında bu ilk uygulama tarihini esas aldı; dosyanın kanun yolu incelemesinde kaldığı dönemi de hesap dışında bırakmadı. Süresi aşılmış yurt dışına çıkış yasağına uyulmadığı gerekçesiyle verilen tutuklama kararında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verdi. (B. No: 2023/95649, 16 Aralık 2025, özellikle §§ 38–43.) [4]
Bu karar, her dosyada azami sürenin bir bakışta hesaplanabileceği anlamına gelmez. Tedbirin ilk uygulanma tarihi, varsa kaldırma ve yeniden uygulama kararları ile uzatma kararları tarih sırasıyla incelenmelidir. Sürenin dolduğu düşünülüyorsa tedbirin hukukî dayanağının kalıp kalmadığı ilgili merciden yazılı olarak açıklığa kavuşturulmalı ve uygulama kayıtları kontrol edilmelidir. Yalnız kişisel süre hesabına dayanıp kayıtlar çözülmeden imzayı bırakmak veya seyahate çıkmak, dosyada yeni bir uyuşmazlığa yol açabilir.
Talep reddedilirse itiraz nasıl değerlendirilir
Değişiklik veya kaldırma talebi reddedildiğinde önce kararın ne zaman öğrenildiği ve hangi merci tarafından verildiği belirlenmelidir. CMK m. 111/2, adli kontrol kararlarına itiraz edilebileceğini düzenler. Kanunda farklı bir süre yoksa, genel itiraz süresi kararın öğrenilmesinden itibaren iki haftadır. Başvurunun kararı veren mercie yapılması ve itirazı hangi merciin inceleyeceği CMK m. 268'e göre belirlenir. Genel kural olarak sulh ceza hâkimliğinin adli kontrol kararına itirazı, yargı çevresindeki asliye ceza mahkemesi hâkimi inceler. Sulh ceza hâkimliği işi asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından görülmüşse itirazı ağır ceza mahkemesi başkanı inceler. Bu nedenle eski bir dilekçedeki “sonraki sulh ceza hâkimliği” ifadesi aynen kullanılmamalıdır; kararın tarihi, bildirim biçimi ve uygulanabilecek geçiş hükümleri de dosyada görülmelidir. [1][2]
İtirazın gerekçesini ret kararından hareketle kurmak daha açıklayıcıdır. Örneğin başvuruya çalışma takvimi eklenmiş, fakat ret kararında bu belgeden söz edilmemişse, belgenin hangi talep için neden önemli olduğu anlatılabilir. Başvuran yalnız tamamen kaldırma değil, daha seyrek imza gibi daha dar bir seçenek de istemişse ve karar bu ikinci talebi karşılamıyorsa bu da gösterilir. Böylece aynı dilekçe yeniden sunulmuş olmaz; ret gerekçesiyle dosyadaki bilgiler arasındaki somut fark itiraz merciinin önüne konur.
İtiraz ederken yürürlükteki yükümlülük devam eder. CMK m. 269'a göre itiraz, kararın uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz; kararı veren merci veya itirazı inceleyen merci uygulamanın geri bırakılmasına ayrıca karar verebilir. O nedenle itiraz dilekçesinin verilmesi, o haftaki imzaya gitmeme veya yurt dışına çıkma izni sayılmaz. Geçici muafiyet istenmişse de hangi tarihlerde, hangi yükümlülük bakımından karar verildiği ve bunun uygulama kayıtlarına nasıl yansıdığı açıkça görülmelidir. [1]
Karar verildikten sonra uygulama nasıl izlenir
Talep kabul edilmişse yalnız kararın “olumlu” olmasına bakmak yetmez; tam olarak neye izin verdiği okunmalıdır. Yurt dışına çıkış yasağının tümüyle kaldırılması ile belirli tarihler için geçici muafiyet tanınması farklıdır. İmza haftada bire indirilmişse hangi gün ve hangi yerde verileceği; başvuru yeri değişmişse yeni yerin açıkça belirtilip belirtilmediği kontrol edilmelidir. Metin ile uygulama kaydı birbirini tutmuyorsa veya yeni düzenin nasıl uygulanacağı belirsizse, ilgili yargı merciinden açıklama ve gerekiyorsa düzeltme istenebilir.
Karar verilmesi ile yasağın ya da imza düzeninin ilgili uygulama biriminin kayıtlarında güncellenmesi aynı anda gerçekleşmeyebilir. Bir seyahat planı yapmadan veya yeni imza gününe göre hareket etmeden önce kararın ilgili birimlere yansıyıp yansımadığı resmî yoldan doğrulanmalıdır. Kayıtlar arasındaki fark o aşamada ortaya çıkarsa giderilmesi de mümkün olur. Kimin verdiği ve hangi kayda dayandığı belli olmayan bir telefon bilgisi, karar metninin ve resmî kaydın yerine geçmez.
Talep reddedildiğinde ise ret gerekçesiyle kararın öğrenildiği tarih bir arada not edilmelidir. İtiraz süresi devam ederken aynı olgularla yeni bir dilekçe vermek, eksik bırakılan itirazı kendiliğinden telafi etmez. Bununla birlikte kişinin iş düzeni sonradan gerçekten değişmiş, tedavi başlamış veya dosyada yeni bir delil ortaya çıkmış olabilir. Böyle bir gelişme varsa hangi tarihte yaşandığı ve devam eden tedbirle ilişkisi açıklanarak yeniden değerlendirme istenebilir. Aynı dilekçeyi sık aralıklarla yinelemek yerine yeni durumun ne olduğunu göstermek gerekir.
Yükümlülüğe uyulamamışsa ne incelenir
Bir imza gününün kaçırıldığı söyleniyorsa önce kararın hangi gün ve yeri öngördüğü, kararın nasıl bildirildiği ve yoklama kaydında ne yazdığı karşılaştırılır. Sonra o gün yaşananlar ele alınır: kişi neredeydi, sağlık veya ulaşım bakımından olağan dışı bir engel var mıydı, yaşanan durumu ne zaman ve kime bildirdi? İlgili belgeler, atılmamış bir imzayı atılmış gibi göstermek için değil, olayın anlaşılması için saklanır. Kolluğun “imza atılmadı” kaydı önemli olsa da tek başına bu soruların hepsine cevap vermeyebilir.
CMK m. 112 uyarınca adli kontrol yükümlülüğünü isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında yetkili merci tutuklama kararı verebilir. Kanundaki “verebilir” sözcüğü, kaçırılan her imzanın otomatik olarak tutuklamayla sonuçlanmadığını gösterir. Yine de yükümlülüğe uyulmamasının sonuçsuz kalacağı düşünülmemelidir. Kararın doğru bildirilip bildirilmediği, kişinin davranışının bilinçli bir ihlal sayılıp sayılmayacağı ve ileri sürülen mazeretin dayanakları somut olayda ayrı ayrı ele alınmalıdır. [1]
Yurt dışına çıkış yasağında da önce hangi kararın geçerli olduğu ve kişinin yasağı ne zaman öğrendiği önemlidir. Sürenin dolduğu, yeni bir karar verildiği veya geçici muafiyet tanındığı düşünülüyorsa bunun dosya ve uygulama kayıtlarında karşılığı aranmalıdır. Sözlü olarak “izin verildiği” bilgisiyle hareket edilmesi ciddi yanlış anlamalara yol açabilir. Kararın usulüne ilişkin bir itiraz ile yolculuğun neden gerekli olduğuna ilişkin açıklama ayrı meselelerdir; talepte ikisi de varsa her birinin dayanağı ayrıca gösterilmelidir.
Dosya incelemesinde işe yarayan kısa zaman çizelgesi
Adli kontrol dosyası tek bir karardan oluşmayabilir. İlk kararın ardından imza sıklığı değişmiş, yurt dışına çıkış yasağı hakkında ayrı karar verilmiş veya dört aylık inceleme yapılmış olabilir. Başvuru ve itiraz kararları da eklendiğinde kişi haklı olarak “Şu anda tam olarak hangi karara uymalıyım?” diye sorar. Tarihleri ve karar sayılarını kısa bir çizelgede toplamak, uzun bir olay öyküsünden çoğu zaman daha anlaşılır bir cevap verir. Çizelgenin amacı özellikle bugün yürürlükte olan her yükümlülüğü ayrı ayrı belirlemektir.
Dosyanın durumuna göre şu kayıtlar yan yana konabilir:
- İlk adli kontrol kararı ile daha sonra verilen değişiklik ve uzatma kararları.
- Her kararın kişiye hangi tarihte ve hangi yolla bildirildiğini gösteren kayıtlar.
- Belirlenmiş imza günleri ile kişinin fiilen başvurduğu günlere ait kayıtlar.
- Yükümlülüğün çalışma, eğitim, sağlık veya seyahat üzerindeki somut etkisini gösteren belgeler.
- Önceki kaldırma, değiştirme ya da geçici muafiyet talepleri ve bunlar üzerine verilen kararlar.
Bu liste, kişiye ait bulunabilen her belgeyi dilekçeye eklemek için hazırlanmadı. Seçilen her kaydın bir soruya cevap vermesi gerekir. Uzun süredir imza yükümlülüğüne uyulduğu söylenecekse başvuru kayıtları; belirli günlerdeki seyahatin zorunluluğu anlatılacaksa tarihli bir davet veya randevu belgesi işe yarayabilir. Gerekli kayda doğrudan ulaşılamıyorsa hangi makamdan, hangi yolla istenebileceği belirlenir. Başka kişilere ait veya erişim yetkisi bulunmayan belgeler usulsüz yollarla toplanmamalıdır.
Sık sorulan sorular
İmza günü iş saatime denk gelirse ne yapabilirim
Önce iş saatleriyle imza gününün nasıl çakıştığını gösteren belgeler hazırlanabilir. Ardından imza gününün, sıklığının veya başvuru yerinin değiştirilmesi; yalnız belirli bir gün içinse geçici muafiyet istenmesi düşünülebilir. Karar değişene kadar mevcut gün ve yerdeki yükümlülük sürer. Başvuru yapmış olmak, imza saatini kişinin kendi kararıyla değiştirebileceği anlamına gelmez.
İmza günleri sonradan artırılabilir mi
CMK m. 110/2, koşulları varsa yeni yükümlülükler konulabilmesini de düzenler. Bir değişiklik dilekçesi vermek imza günlerinin kendiliğinden artmasına yol açmaz; böyle bir uygulama için dosyaya dayanan yeni bir karar gerekir. Karar verilmişse hangi günlerin ve başvuru yerinin belirlendiği, gerekçesi, nasıl bildirildiği ve itiraz imkânı birlikte incelenmelidir. Eski düzenin mi yoksa yeni kararın mı geçerli olduğuna yalnız sözlü açıklamayla karar vermek yerine güncel karar ve kayıt görülmelidir.
Yurt dışına çıkış yasağı için bilet almak yeterli mi
Hayır. Bilet yalnızca seyahatin planlanan tarihlerini gösterir; mevcut çıkış yasağını değiştirmez. Yolculuğun nedeni ve gerekliyse belirli tarihlerle sınırlı geçici muafiyet talebi ilgili mercie sunulabilir. Seyahat başlamadan önce bu konuda bir karar verilip verilmediği ve kararın uygulama kayıtlarına yansıyıp yansımadığı doğrulanmalıdır.
Beş gün içinde cevap gelmezse tedbir kalkar mı
Hayır. CMK m. 111/1'deki beş gün, talep hakkında karar verme süresidir; sessiz kalınırsa kabul edilmiş sayılacağına ilişkin bir kural değildir. Yanıt gecikiyorsa başvurunun dosyaya girip girmediği ve kararın durumu araştırılabilir. Yeni karar görülmedikçe yürürlükteki imza veya çıkış yasağı kendiliğinden sona ermiş sayılmaz.
İtiraz edince imza ve çıkış yasağı durur mu
Kural olarak durmaz. CMK m. 269'a göre itiraz kararın uygulanmasını tek başına geri bırakmaz. Yetkili merci uygulamanın geri bırakılmasına ayrıca karar verebilir; bu kararın varlığı ve kapsamı dosyadan görülmelidir. Aksi hâlde imza günlerine ve yürürlükteki çıkış yasağına uyulmaya devam edilir.
Dört ay geçtiğinde yeni bir dilekçe gerekli mi
CMK m. 110/4, yükümlülüğün devamının belirli aralıklarla incelenmesini öngörür. Soruşturmada bu inceleme savcının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturmada mahkemece kendiliğinden yapılır. Dolayısıyla sırf dört aylık incelemenin yapılması için kişinin aynı içerikte bir dilekçe sunması şart olduğu söylenemez. Buna karşılık yeni bir iş, aile veya sağlık durumu varsa somut değişiklik talebi ayrıca iletilebilir. İnceleme yapılmış olması, kişinin önceki bütün itirazlarının yanıtlandığını da tek başına göstermez.
Kararın bugünkü gerekçesini görmek
Adli kontrol ilk kararla başlayabilir ama değerlendirme o günle sınırlı kalmamalıdır. İmzanın kaç gün istendiği, yurt dışına çıkış yasağının ne kadar sürdüğü ve her bir tedbirin bugün hangi ihtiyacı karşıladığı zaman içinde yeniden ele alınır. Kişi yalnız işine veya ailesine olan etkileri anlattığında dosyadaki risk iddiasına cevap verilmemiş olabilir; yalnız dosya aşamasını anlattığında da yaşadığı somut güçlük görünmez kalabilir. İyi hazırlanmış bir talep bu iki yönü birlikte gösterir: ilk karardan sonra ne değişti, şu anda hangi yükümlülük sürüyor ve istenen değişiklik mevcut ihtiyacı nasıl karşılıyor? Karar da tedbirin devamının veya daha dar bir seçeneğin yeterliliğinin nedenini somutlaştırmalıdır.
İletişim ve görüşme bilgileri
KANTARCİ Hukuk Bürosuyla görüşme talebinin nasıl iletileceği Randevu talebi sayfasında anlatılıyor. Randevu, büro tarafından teyit edildiğinde kesinleşir. Evrak ve dosya içeriği form üzerinden, e-postayla veya başka bir yolla gönderilmemeli; görüşmede büroya elden teslim edilmelidir. İtiraz süresi gibi süreye bağlı bir işlem söz konusuysa yalnız form yanıtını beklemek yerine sürenin takibi de ayrıca yapılmalıdır.
Bu yazı genel hukuki bilgilendirme içindir. Somut bir dosya hakkında hukuki görüş ya da sonuca ilişkin taahhüt içermez. Mevzuat ve kaynaklar en son 28 Eylül 2026 tarihinde kontrol edilmiştir.
Kaynaklar
1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu güncel UYAP metni, özellikle m. 100, 109–112 ve 267–269. Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Programı.
2. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Adalet Bakanlığı PDF metni, aynı maddelerin okunabilir metni; güncellik için UYAP kaydıyla karşılaştırılmıştır.
3. Anayasa Mahkemesi Aret Demirci kararı, B. No: 2018/30446, 8 Şubat 2024, özellikle §§ 17–24.
4. Anayasa Mahkemesi Veysel Kuşçu kararı, B. No: 2023/95649, 16 Aralık 2025, özellikle §§ 38–43.
