Ceza Hukuku Yazıları

Ceza muhakemesinde dijital deliller

Telefon incelemesi, WhatsApp kayıtları, adli kopya ve savunmanın denetim hakkı; CMK 134 ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla dijital delil değerlendirmesi.

Yayın: KANTARCİ HUKUK BÜROSUGüncellendi:
Ceza muhakemesinde dijital deliller

1. Ceza dosyasında dijital delil neden ayrı bir dikkat ister?

Bir ceza dosyasında “telefonda mesaj bulundu” denildiğinde tartışma çoğu zaman gereğinden erken biter. Oysa bu cümle, hukuken cevaplanması gereken asıl soruların yalnızca başlangıcıdır. Telefon kimin kullanımındaydı? Cihaz hangi kararla ele geçirildi? İçeriğe erişim için ayrıca karar alındı mı? İnceleme bütün cihaz üzerinde mi, belirli bir tarih veya veri türüyle sınırlı mı yürütüldü? Dosyaya giren çıktı, cihazdaki asıl verinin eksiksiz ve değiştirilmemiş bir yansıması mı? Mesajın belirli bir hesaptan çıkması, onu o anda belirli kişinin yazdığını göstermeye yeter mi? Savunma, verinin aslını ve inceleme yöntemini denetleyebildi mi?

Dijital delili değerlendirirken üç ayrı mesele birbirine karıştırılmamalıdır: verinin hukuka uygun biçimde elde edilmesi, teknik bakımdan güvenilir ve belirli bir kişiye bağlanabilir olması, son olarak da isnat edilen fiili ispat etme gücü. Bir delil, elde ediliş bakımından hukuka uygun olduğu hâlde eksik veya manipülasyona açık olabilir. Teknik olarak sağlam görünen bir kayıt ise yetkisiz bir arama sonucunda elde edilmiş olabilir. Hem hukuka uygun hem de teknik açıdan güvenilir bir veri dahi, konuşmanın bağlamı bilinmeden suçun unsurlarını tek başına açıklamayabilir.

Bu ayrım yalnız teknik uzmanların meselesi değildir. Arama ve elkoyma kararının kapsamı, tutanakların içeriği, kopyanın nasıl alındığı, bilirkişi raporunun hangi veriye dayandığı ve mahkemenin itirazları nasıl karşıladığı birlikte okunmadıkça dijital delil hakkında sağlıklı bir hukuki sonuca varılamaz.

2. Dijital delil nedir; neleri kapsar?

Dijital delil, elektronik ortamda üretilen, işlenen, iletilen veya saklanan ve bir olayın aydınlatılmasına katkı sağlayabilecek veridir. Cep telefonundaki mesajlar, arama kayıtları, fotoğraflar, videolar, konum verileri, uygulama günlükleri ve kişi listeleri bu kapsama girebilir. Bilgisayar dosyaları, e-posta kayıtları, bulut yedekleri, sosyal medya hesap hareketleri, güvenlik kamerası görüntüleri, araç veya cihaz logları da aynı geniş başlık altında değerlendirilir.

Bu verilerin hepsi aynı yolla elde edilmez ve aynı ispat gücüne sahip değildir. Hizmet sağlayıcıdan usulüne uygun biçimde gelen trafik kaydı ile bir kişinin kendi telefonundan aldığı ekran görüntüsü aynı şey değildir. Bir cihazın adli kopyası, ekranda görünen birkaç satırdan daha fazla teknik bilgi taşıyabilir; fakat kopyanın alınmış olması da her dosyada bütün aidiyet ve anlam sorunlarını kendiliğinden çözmez. Delilin türünü doğru adlandırmak, uygulanacak hukuki rejimi ve yapılacak teknik incelemeyi belirleyen ilk adımdır.

3. Telefona el konulması, içeriğin serbestçe incelenebileceği anlamına gelmez

Cep telefonu fiziksel bir eşyadır; fakat günümüzde yalnızca bir iletişim aracı değildir. Kişinin yıllara yayılan yazışmalarını, fotoğraflarını, konum geçmişini, sağlık ve finans bilgilerini, mesleki ilişkilerini ve üçüncü kişilere ait çok sayıda veriyi aynı yerde tutabilir. Bu nedenle telefonun muhafaza altına alınması ile içindeki verilerin aranması, kopyalanması ve çözümlenmesi hukuken aynı işlem değildir.

Bir arama sırasında telefonun bulunup tutanağa geçirilmesi, cihazın bütün içeriğinin herhangi bir sınır olmaksızın incelenmesine otomatik olarak yetki vermez. Önce fiziksel elkoymanın dayanağı, ardından dijital incelemenin özel dayanağı ve kapsamı ayrı ayrı görülmelidir. Karar veya emir; incelenecek cihazı, şüphe konusu fiille bağlantıyı, aramanın amacını ve uygulanacak tedbirin neden gerekli olduğunu somutlaştırmalıdır. “Delil bulunabileceği” biçimindeki genel bir ifade, özellikle kişisel verilerin yoğunluğu düşünüldüğünde, ölçülülük tartışmasını tek başına ortadan kaldırmaz.

Anayasa’nın 20. maddesi özel hayata saygı, arama ve elkoyma güvenceleri ile kişisel verilerin korunmasını aynı temel hak alanında korur. Dijital incelemenin sınırı bu yüzden yalnız cihazın fiziksel sınırı değildir. Soruşturulan olayla ilgisi bulunmayan yazışmaların, aile fotoğraflarının, sağlık kayıtlarının veya üçüncü kişilere ait bilgilerin hangi koşullarda görülebileceği, ayrıştırılacağı, saklanacağı ve artık gerekmediğinde ne olacağı da hukuki denetimin parçasıdır.

4. CMK m. 134 hangi koşulları arar?

8 Eylül 2026 itibarıyla yürürlükte bulunan metinde CMK m. 134; bir suç dolayısıyla yürütülen soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde, şüphelinin kullandığı bilgisayarlar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütükleri üzerinde arama, kopyalama ve çözümleme işlemlerine karar verilebilmesini düzenler. Hâkim kararının esas olduğu sistemde, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının karar verebilmesi; bu kararın yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulması ve hâkimin de yirmi dört saat içinde karar vermesi öngörülmüştür. Sürenin dolması veya onay verilmemesi hâlinde çıkarılan kopyaların ve çözümü yapılan metinlerin derhâl imhası gerekir.

Güncel hüküm ve yürürlük notu için: Resmî CMK metni

Maddedeki şartlar birlikte düşünülmelidir. “Kuvvetli şüphe”, yalnız genel kanaate değil somut delillere dayanmalıdır. “Başka surette delil elde edilememe” koşulu, dijital aramanın ilk ve en kolay seçenek hâline getirilmesini önleyen ikincillik güvencesidir. Gecikmede sakınca bulunduğu söyleniyorsa bunun neden hâkim kararı beklenemeyecek bir durum yarattığı dosyadan anlaşılabilmelidir. Savcı kararı kullanılmışsa onay süreleri ve onayın kapsamı ayrıca denetlenmelidir.

Şifre çözülememesi, gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması veya işlemin uzun sürecek olması hâlinde cihazlara elkoyma; çözüm ve gerekli kopyalar alındıktan sonra cihazların gecikmeksizin iadesi öngörülür. Yürürlükteki metin ayrıca elkoyma sırasında sistemdeki bütün verilerin yedeklenmesini ve bu yedekten bir kopyanın şüpheliye veya vekiline verilmesini düzenlemektedir. Bu hükümler, incelemenin sonradan denetlenebilmesi açısından önemlidir. Bununla birlikte dosyada “imaj alındı” yazması tek başına yeterli değildir; hangi cihazdan, hangi yöntem ve araçla, hangi tarih ve saatte, hangi bütünlük değerleri kaydedilerek kopya alındığı görülebilmelidir.

CMK m. 134’ün lafzı bilgisayar, bilgisayar programı ve bilgisayar kütüklerinden söz eder. Akıllı telefonların veri işleme ve depolama işlevleri nedeniyle bu madde bağlamında değerlendirilmesi uygulamada önem taşır. Yine de her telefon verisi aynı usulle elde edilmez. Kolluğun elindeki cihazdan yaptığı adli çıkarım, konuşmanın diğer tarafının sunduğu kayıt, hizmet sağlayıcıdan gelen veri ve bulut hesabından temin edilen içerik için hukuki dayanak ve güvence analizi ayrı kurulmalıdır.

5. Aynı mesaj, dört farklı yoldan dosyaya girebilir

Bir WhatsApp yazışmasının dosyada bulunması, onun nasıl elde edildiğini açıklamaz. Mesaj, şüphelinin telefonuna el konularak adli inceleme yoluyla çıkarılmış olabilir. Şikâyetçi, tarafı olduğu konuşmayı kendi cihazından gösterebilir. Başka biri, kendisine iletilen ekran görüntüsünü soruşturma makamına sunabilir. İçerik veya bağlantılı kayıtlar bir bulut yedeğinden ya da hizmet sağlayıcıdan istenmiş olabilir. Görünürde aynı cümle bulunsa bile bu yolların her biri farklı doğrulama soruları doğurur.

Şüphelinin cihazında inceleme yapılıyorsa kararın varlığı, yetkili merci, kapsam, süreler ve teknik süreç öne çıkar. Konuşmanın tarafı kendi kaydını sunuyorsa kaydın hangi cihazdan ve nasıl üretildiği, bütün konuşmayı yansıtıp yansıtmadığı ve karşı tarafla eşleştirilip eşleştirilemediği önem kazanır. Üçüncü kişiden gelen bir görüntüde aktarım zinciri uzar; görüntünün ilk kaynağı ve arada değişiklik yapılıp yapılmadığı ayrıca araştırılmalıdır. Bulut veya sağlayıcı verisinde ise talebin hukuki dayanağı, gelen cevabın kapsamı, hesapla kişi arasındaki bağ ve saat dilimi gibi teknik ayrıntılar belirleyici olabilir.

Bu yüzden “mesaj hukuka uygun mu?” sorusu, delilin edinilme hikâyesi kurulmadan cevaplanamaz. Dosyadaki ilk iş, ekran görüntüsünün içeriğini okumak değil, o görüntünün dosyaya hangi yoldan ve hangi tutanakla girdiğini bulmaktır.

Dijital delilin kaynağı değiştiğinde denetim sorusu da değişir

Aşağıdaki tablo kesin sonuç üretmez; delilin türüne göre dosyada aranacak ilk kontrol noktalarını görünür kılar.

Dar ekranlarda tablonun tüm sütunlarını görmek için yatay kaydırabilirsiniz.

Dijital delil türlerine göre denetim soruları
DELİL TÜRÜDOSYAYA GİRİŞBÜTÜNLÜK / DOĞRULAMABAŞLICA HUKUK RİSKİKONTROL SORUSU
Cihazın adli imajıElkonulan telefon veya bilgisayardan yetkili inceleme ile alınır.Cihaz kimliği, kopyalama tutanağı, yöntem, hash ve teslim zinciri eşleştirilir.Kararın kapsamının aşılması; savcı kararının onayı; ilgisiz verilerin ayrıştırılmaması.Karar bu cihazı ve veri alanını gerçekten kapsıyor mu; savunma denetlenebilir kopyaya erişebildi mi?
Uygulama konuşması / dışa aktarımCihaz veritabanından, hesap dışa aktarımından veya bulut yedeğinden gelir.Kaynak veri, dışa aktarım zamanı, konuşmanın tamamı ve karşı cihazdaki kayıt karşılaştırılır.Seçilmiş kesit, senkronizasyon farkı, eski yedek veya hesabın fiilî kullanıcısıyla ilgili belirsizlik.Çıktı hangi kaynaktan üretildi; tarih, saat ve kullanıcı bağlantısı nasıl doğrulandı?
Ekran görüntüsü / ekran fotoğrafıKonuşmanın tarafı ya da üçüncü kişi tarafından sunulur.Kaynak cihaz, özgün dosya, tam konuşma, görsel tutarlılık ve bağımsız destek aranır.Kırpma, birleştirme, profil adı değişikliği, bağlam kaybı ve belirsiz aktarım zinciri.Görüntüyü kim, hangi cihazdan, ne zaman aldı; asıl kayıt hâlâ incelenebilir mi?
Sağlayıcı / trafik kaydıYetkili makamın talebi üzerine hizmet sağlayıcıdan gelen resmî cevapla dosyaya girer.Talep ve cevap kapsamı, abone/oturum eşleşmesi, zaman damgası ve saat dilimi kontrol edilir.İçerik verisi ile trafik verisinin karıştırılması; kişiye aidiyetin yalnız abonelikten çıkarılması.Kayıt neyi gösteriyor, neyi göstermiyor; oturumu fiilen kullanan kişiye nasıl bağlanıyor?
Bulut yedeği / hesap arşiviHesaptan, bağlı cihazdan veya sağlayıcı cevabından temin edilir.Hesap sahipliği, yedek tarihi, senkronizasyon günlükleri ve cihaz ilişkisi incelenir.Geniş veri kapsamı, üçüncü kişi verileri, eski anlık görüntü ve talebin yetki sınırı.Hangi tarihteki hangi hesap görüntüsü incelendi; kapsam soruşturma amacıyla sınırlı mı?

Not: Hash, adli imaj veya sağlayıcı cevabı önemli doğrulama araçlarıdır; hiçbiri tek başına mesajın yazarı, kastı veya suçun bütün unsurları hakkında otomatik sonuç doğurmaz.

6. Adli kopya ve hash değeri neyi gösterir, neyi göstermez?

Adli kopya veya adli imaj, bir depolama ortamındaki verilerin incelemeye elverişli biçimde kopyalanmasını ifade eder. Amaç, mümkün olduğunca asıl cihaza müdahale etmeden, sonradan tekrarlanabilir ve denetlenebilir bir çalışma zemini oluşturmaktır. Hash değeri ise belirli bir veri kümesinden matematiksel yöntemle üretilen sayısal özettir. Aynı veri aynı yöntemle işlendiğinde aynı sonucun alınması, kopyanın süreç içinde değişip değişmediğini sınamaya yardımcı olur.

Bu araçlar önemlidir; fakat onlara taşıyamayacakları anlam yüklenmemelidir. Hash değerlerinin eşleşmesi, incelenen kopyanın belirli iki anda aynı olduğunu gösterebilir. Mesajı kimin yazdığını, hesabı o sırada kimin kullandığını veya konuşmanın suç kastını taşıdığını tek başına ispatlamaz. Benzer biçimde bir hash kaydının bulunmaması her olayda delilin zorunlu olarak sahte olduğu sonucunu doğurmaz; ancak bütünlük denetimini güçleştirir ve güvenilirlik tartışmasını ağırlaştırabilir.

Sağlıklı bir teknik kayıt en azından cihazın ayırt edici bilgilerini, teslim ve mühür durumunu, işlemi yapan kişileri, tarih ve saatleri, kullanılan donanım ve yazılımı, alınan kopyanın türünü, hesaplanan bütünlük değerlerini ve inceleme sırasında oluşturulan çıktıları birbirine bağlamalıdır. Asıl materyal, inceleme kopyası ve çalışma kopyası arasındaki ilişki açık olmalıdır. Birden fazla el değiştirme varsa her teslim ayrı kayda bağlanmalıdır. Bu zincirdeki boşluklar, içeriğin mutlaka değiştirildiğini göstermez; fakat iddianın bu ihtimali karşılayacak ölçüde açıklama yapmasını gerektirir.

7. Mesaj kaydında “hesap kimin?” sorusu neden yetmez?

Bir telefon numarasının belirli kişi adına kayıtlı olması, o numarayla gönderilen her mesajın kesin olarak o kişi tarafından yazıldığını göstermez. Hat sahibi, cihaz sahibi, hesabın kayıtlı kullanıcısı ve mesajı fiilen gönderen kişi aynı olabilir; fakat bu her zaman böyle değildir. Ortak kullanılan telefonlar, açık bırakılan web oturumları, bağlı cihazlar, devredilen hatlar, yedeklerden geri yükleme ve hesap ele geçirme ihtimali aidiyet değerlendirmesini etkileyebilir.

Aidiyet bu nedenle tek bir işarete değil, birbirini destekleyen verilere dayanır. Cihazın kimde bulunduğu, oturum bilgileri, kişi kayıtları, mesajdaki kişisel ayrıntılar, karşı tarafın cihazındaki kayıt, görüşme ve bağlantı verileri, fotoğraf veya sesin özellikleri, tarafların beyanları ve olayın dış dünyadaki gelişimi birlikte incelenebilir. Bir mesajda kişinin adının yazması ya da profil fotoğrafının görünmesi, özellikle yalnız ekran görüntüsü varsa, yeterli bir teknik doğrulama değildir.

İçeriğin anlamı da bağlamdan bağımsız kurulamaz. Öncesi ve sonrası gösterilmeyen birkaç satır, ironiyi, tehdidin ciddiyetini, pazarlığın konusunu veya tarafların hangi olaya atıf yaptığını değiştirebilir. Bir grupta yazılan mesajın kime yöneldiği, iletilmiş içerik olup olmadığı, alıntılanan mesajın aslı, silinen bölümler, düzenlenmiş mesaj göstergeleri ve tepki işaretleri bazen cümlenin kendisi kadar önemlidir. Sesli mesajlarda konuşmacının kimliği; fotoğraf ve videolarda çekim zamanı, kaynak dosya ile aktarım sonrası oluşan dosya arasındaki fark ayrıca değerlendirilir.

8. Ekran görüntüsü delil olur mu?

Ekran görüntüsü bir olayın araştırılmasını başlatabilecek, başka delillerle birleştiğinde anlam kazanabilecek veya konuşmanın belirli anda ekranda nasıl göründüğünü gösterebilecek bir veridir. Bu nedenle “ekran görüntüsü hiçbir zaman delil değildir” demek doğru olmaz. Tersi de aynı ölçüde sorunludur: Bir görüntünün dosyaya sunulması, içeriğin kendiliğinden gerçek, eksiksiz ve belirli kişiye ait kabul edilmesini gerektirmez.

Ekran görüntüsü çoğu zaman seçilmiş bir kesittir. Dosya adı, oluşturulma tarihi, cihaz bilgisi veya uygulamanın iç veritabanı gibi doğrulama imkânlarını taşımayabilir. Kırpılabilir, birleştirilebilir, isim ve profil resmi değiştirilerek yeniden üretilebilir ya da konuşmanın sonucu değiştiren bölümleri dışarıda bırakılabilir. Görüntünün basılı kâğıt olarak sunulması, bu sınırlamaları daha da görünmez kılabilir.

Değerlendirmede şu sorular pratik önem taşır: Görüntüyü kim, hangi cihazdan ve ne zaman aldı? Kaynak cihaz hâlâ mevcut mu? Konuşmanın tamamı veya dışa aktarılmış kaydı sunulabiliyor mu? Karşı tarafın cihazında aynı mesajlar bulunuyor mu? Tarih, saat, numara ve hesap bilgileri tutarlı mı? Görüntüde kesme, üst üste bindirme veya yazı karakteri uyumsuzluğu var mı? İçerik, banka hareketi, konum, kamera kaydı, tanık anlatımı ya da olay sonrası davranış gibi bağımsız verilerle doğrulanıyor mu?

Bu soruların cevabı dosyadan dosyaya değişir. Mahkeme, ekran görüntüsünü soyut bir “kesin delil” etiketiyle değil; elde ediliş biçimi, doğrulanabilirliği, itirazlara verilen cevaplar ve diğer delillerle ilişkisi içinde tartışmalıdır. Savunmanın itirazı da yalnız “montaj olabilir” cümlesinden ibaret bırakılmamalı; şüphe doğuran somut teknik veya bağlamsal noktaları göstermelidir.

9. Silinen mesajın bulunması, mesajın anlamını da geri getirir mi?

Adli inceleme sırasında silinmiş bir dosya veya mesaj parçası geri getirilebilir. Ancak teknik olarak geri kazanılan bir veri her zaman eksiksiz değildir. İçerik parçalanmış, tarih bilgisi kaybolmuş, başka bir dosyanın üzerine yazılmış veya uygulamanın önbelleğinde yalnız küçük bir kalıntı hâlinde bulunmuş olabilir. “Silindi” bilgisinin kendisi de tek başına suç bilincini göstermez; uygulamanın otomatik temizliği, cihaz değişimi, depolama ayarları veya olağan kullanıcı davranışı ihtimalleri göz ardı edilmemelidir.

Bulut yedeklerinde benzer bir dikkat gerekir. Cihazdaki kayıt ile yedekteki kayıt farklı tarihlere ait olabilir. Hesabın birden fazla cihazla eşleşmesi, otomatik senkronizasyon, saat dilimi ve geri yükleme işlemleri verinin görünümünü değiştirebilir. Rapor, verinin “bulunduğunu” söylemekle yetinmemeli; nerede bulunduğunu, hangi yapıyla ilişkili olduğunu ve hangi sınırlamalarla yorumlanabileceğini açıklamalıdır.

10. Hukuka aykırı dijital delil hükme esas alınabilir mi?

Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini açıkça düzenler. CMK m. 206, kanuna aykırı elde edilen delilin reddini; m. 217, yüklenen suçun ancak hukuka uygun biçimde elde edilmiş delillerle ispat edilebilmesini; m. 230 ise hükmün gerekçesinde kabul ve ret edilen delillerle hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin gösterilmesini öngörür. Dijital verinin kolay kopyalanabilir olması, bu temel kuralları zayıflatmaz.

Bununla birlikte hukuka aykırılık tartışmasının doğru kurulması gerekir. Cihazın fiziksel olarak ele geçirilmesindeki sorun, içerik incelemesindeki yetki eksikliği, kararın kapsamının aşılması, onay süresinin geçirilmesi, bütünlük zincirindeki boşluk ve savunmaya erişim verilmemesi aynı nitelikte değildir. Her biri ayrı olgu ve belgeye dayanır; sonucu da somut dosyanın aşamasına ve delilin hükümdeki yerine göre değerlendirilir.

Anayasa Mahkemesi, Helin Yusuf kararında hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya yargı mercilerince hukuka aykırılığı tespit edilen deliller bakımından, delilin yargılamada kullanılıp kullanılmadığına, tek veya belirleyici ağırlık taşıyıp taşımadığına, gerçeklik ve güvenilirlik itirazlarının etkili biçimde ileri sürülüp sürülemediğine ve yargılamanın bütünü üzerindeki etkisine bakmıştır. Somut olayda hukuka aykırı aramayla ele geçirilen dijital materyaldeki fotoğrafların mahkûmiyette belirleyici kullanılması ve esaslı itirazların karşılanmaması ihlal sonucuna götürmüştür. (B. No: 2020/14678, 14 Ocak 2025, §§ 53–61.)

Bu bireysel başvuru inceleme yöntemi, iç hukukta yer alan hukuka aykırı delil yasağını gevşeten bir izin gibi okunmamalıdır. Anayasa Mahkemesi bir temyiz mercii gibi her delilin kabul edilebilirliğini baştan belirlemek yerine, tespit edilen hukuka aykırılığın adil yargılanma hakkına etkisini inceler. İlk derece ve kanun yolu mercilerinin görevi ise hukuka aykırılık iddiasını somut mevzuat, işlem ve delil üzerinden karara bağlamak; ulaştıkları sonucu gerekçede açıkça göstermektir.

11. Savunma dijital delili gerçekten denetleyebildi mi?

Dijital delile itiraz edebilmek için yalnız raporun sonuç bölümünü görmek çoğu zaman yeterli değildir. Rapor “mesaj tespit edildi” diyebilir; fakat hangi kopyanın incelendiği, arama ölçütünün ne olduğu, silinmiş verinin nasıl geri getirildiği, mesajın hangi veri tabanı alanından okunduğu veya sonuçların tekrarlanabilir olup olmadığı açıklanmıyorsa savunma gerçek bir denetim yapamaz.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Yankı Bağcıoğlu ve diğerleri kararında mahkûmiyete dayanak oluşturan dijital verilerin sıhhatine yönelik itirazları özellikle ele almıştır. Başvurucuların dijital imajlara erişme ve bilirkişi incelemesi yaptırma talepleri reddedilmiş; yalnız soruşturma makamınca yaptırılan çözümleme ve incelemeler belirleyici biçimde kullanılmıştır. Mahkeme, devlet sırrı ve aramanın usulüne uygun yapıldığı yönündeki genel gerekçelerin savunmanın dijital verinin gerçekliğini sınama ihtiyacını karşılamadığı sonucuna varmış ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (B. No: 2014/253, 9 Ocak 2015, §§ 67–76.)

Bu karar, her dosyada mutlaka aynı biçimde kopya verilmesi veya her itiraz üzerine yeni bilirkişi atanması gerektiği şeklinde mekanik bir kurala indirgenemez. Verinin niteliği, gizlilik gereği ve dosyanın koşulları önemlidir. Ancak bir sınırlama uygulanacaksa savunmanın dezavantajını giderecek yeterli güvenceler kurulmalı; ret gerekçesi somutlaştırılmalı ve mahkûmiyete esas alınan teknik sonucun etkili biçimde tartışılması sağlanmalıdır.

Bir müdafi bakımından inceleme dosyası en az şu belgeleri birbirine bağlayabilmelidir: arama ve inceleme kararı, elkoyma ve teslim tutanakları, mühür bilgileri, adli kopya alma kaydı, bütünlük değerleri, inceleme talimatı, uzman veya bilirkişi raporu, rapor ekleri, seçilen verilerin tam kaynaktaki yeri ve iadeye ya da imhaya ilişkin kayıtlar. Eksik her belgenin sonucu aynı değildir; fakat eksikliğin neyi denetlenemez bıraktığı açıkça gösterilmelidir.

12. Anayasa Mahkemesinin 2026 tarihli iptal kararı neyi değiştirdi?

Anayasa Mahkemesi, 12 Şubat 2026 tarihli E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararında CMK m. 134’teki bilgisayar ve bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma kurallarını özel hayata saygı ve kişisel verilerin korunması hakkı yönünden inceledi. Mahkeme, tedbirlerin suçla mücadele ve maddi gerçeğe ulaşma bakımından meşru bir amaca sahip olduğunu; kuvvetli şüphe, başka yolla delil elde edilememe, hâkim kararı, itiraz ve tazminat gibi çeşitli güvenceler bulunduğunu kabul etti.

İptal gerekçesinin ağırlık noktası, verinin elde edilmesinden sonraki saklama ve silme düzenidir. Kararda; kişisel verilerin kesin hükümden sonra ne kadar süre saklanacağı, hangi usulle silineceği, silinmediğinde işlemenin nasıl sınırlandırılacağı, saklamanın kapsam ve şartları ile ilgili kişinin silme veya sınırlandırma konusunda hangi haklara sahip olacağı hakkında yeterli kanuni düzenleme bulunmadığı belirtildi. Mahkeme bu eksiklikler nedeniyle müdahaleyi orantısız buldu (§§ 60–68). Birinci ve ikinci fıkraların ilk cümlelerindeki belirli bölümler Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildi; bu iptaller nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan maddenin kalan kısmı da 6216 sayılı Kanun’un 43/4. maddesi uyarınca iptal edildi (§ 71; hüküm A–C). Dolayısıyla sonuç yalnız üçüncü ve dördüncü fıkralarla sınırlı değildir; beşinci fıkra da dâhil olmak üzere maddenin tamamını kapsar.

Karar, dijital aramanın gereksiz veya başlı başına anayasaya aykırı olduğunu söylemiyor. Aksine, soruşturmanın ihtiyacı ile kişinin verileri üzerindeki hakları arasında yalnız veri elde edilirken değil, saklama, erişim, sınırlandırma ve silme aşamalarında da kanun düzeyinde bir denge kurulmasını istiyor. Bu yönüyle karar, dijital delil tartışmasını “arama kararı var mı?” sorusunun ötesine taşıyor.

İptal hükümleri 25 Mayıs 2026 tarihli ve 33264 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı; yürürlükleri yayımdan itibaren dokuz ay ertelendi. Bu nedenle 8 Eylül 2026 itibarıyla CMK m. 134 yürürlüktedir; iptal hükümlerinin yürürlük tarihi 25 Şubat 2027’dir. Mevzuat Bilgi Sistemi’ndeki güncel metnin 134. madde dipnotu da bu tarihi gösterir. Bu tarihten sonraki değerlendirmelerde araya giren kanun değişiklikleri ve geçiş hükümleri ayrıca kontrol edilmelidir. İptal kararı, geçmişteki bütün dijital aramaların kendiliğinden hukuka aykırı hâle geldiği biçiminde sunulmamalıdır.

Karar ve yürürlük kontrolü: AYM E.2023/128, K.2026/36 · CMK m. 134 ve dipnotu

13. Bir dijital delil dosyası nasıl okunmalı?

Dijital delil incelemesinde en verimli yöntem, raporun sonuç cümlesinden başlayıp geriye doğru tahmin yürütmek değil; delilin dosyaya girişinden hükümdeki kullanımına kadar izlediği yolu sırayla takip etmektir.

Önce delilin ne olduğu doğru adlandırılmalıdır: cihazın tamamından alınmış bir adli imaj mı, uygulama veri tabanından çıkarılmış konuşma mı, ekran görüntüsü mü, sağlayıcı cevabı mı, yoksa yalnız kollukça düzenlenmiş bir tespit tutanağı mı? Ardından verinin kimden ve nereden alındığı, bu kişi veya yerle şüphe arasındaki bağ ve işlemin hukuki dayanağı belirlenir.

İkinci aşamada kararın kapsamına bakılır. Hangi suç, hangi kişi, hangi cihaz, hangi tarih aralığı ve hangi veri türü için inceleme yetkisi verilmiştir? Kararda gecikmede sakınca gerekçesi varsa somutlaştırılmış mıdır? Savcı kararı hâkim onayına süresinde sunulmuş mudur? Yapılan arama, verilen yetkiyi aşmış mıdır?

Üçüncü aşama teknik bütünlüktür. Cihazın tesliminden kopya alınmasına, inceleme kopyasından rapor eklerine kadar zincir izlenebilir mi? Cihaz ve kopya ayırt edilebiliyor mu? Kullanılan yöntem, araç ve sürüm kaydedilmiş mi? Hash değerleri, mühür ve teslim kayıtları birbiriyle uyumlu mu? Sonucun başka bir uzman tarafından tekrarlanabilmesi mümkün mü?

Dördüncü aşamada aidiyet ve bağlam sınanır. Hesapla kişi arasındaki ilişki nasıl kurulmuş, cihazı başka birinin kullanma ihtimali araştırılmış mı, konuşmanın tamamı görülmüş mü, saat dilimi ve senkronizasyon farkları açıklanmış mı, içerik bağımsız delillerle desteklenmiş mi? Son olarak savunmanın materyale ve yönteme etkili erişimi, ileri sürülen itirazlara verilen cevaplar ve delilin hükümdeki gerçek ağırlığı incelenir.

Bu sıra, teknik ayrıntı içinde kaybolmayı önler. Aynı zamanda itirazın soyut kalmamasını sağlar: “Dijital delil güvenilmez” demek yerine, hangi işlemin hangi güvenceyi zedelediği ve bunun delilin doğruluğu ya da hüküm üzerindeki etkisi gösterilebilir.

14. Sık sorulan sorular

Polis, el koyduğu telefonu ayrıca karar olmadan inceleyebilir mi?

Telefonun bulunması ve fiziksel olarak muhafaza altına alınması ile içindeki verilerin aranması aynı işlem değildir. İncelemenin hukuki dayanağı, yetkili merci, gecikmede sakınca bulunup bulunmadığı, kararın kapsamı ve somut olayın koşulları görülmeden kesin cevap verilemez. Özellikle cihazın tamamına yayılan bir incelemede CMK m. 134 ve temel hak güvenceleri birlikte değerlendirilmelidir.

WhatsApp ekran görüntüsü ceza davasında delil sayılır mı?

Ekran görüntüsü dosyada değerlendirilebilir; ancak kendiliğinden kesin ve değiştirilemez bir delil değildir. Kaynak cihaz, konuşmanın tamamı, hesap ve kişi bağlantısı, teknik tutarlılık, görüntünün nasıl üretildiği ve başka delillerle doğrulanıp doğrulanmadığı incelenir. İspat ağırlığı, bu unsurların toplamına göre belirlenir.

Mesajın bir telefon numarasından gelmesi, göndereni ispatlar mı?

Numara sahipliği önemli bir işarettir fakat her zaman fiilî kullanıcıyı göstermez. Cihazın kimde olduğu, bağlı oturumlar, konuşmanın içeriği, karşı cihazdaki kayıtlar ve dış olaylarla uyum gibi destekleyici veriler gerekir. Aidiyet, tek bir profil adı veya ekran görüntüsündeki fotoğrafla kurulmaz.

Silinen mesajların geri getirilmesi mahkûmiyet için yeterli midir?

Geri kazanılan verinin bütünlüğü, kaynağı, tarih bilgisi ve bağlamı görülmeden yalnız “silinmiş mesaj bulundu” tespiti yeterli bir hukuki değerlendirme sağlamaz. Silmenin nedeni de otomatik olarak suç kastı sayılamaz. Teknik bulgu, olayın diğer delilleriyle ve isnat edilen suçun unsurlarıyla birlikte tartışılmalıdır.

Dijital delil tek başına mahkûmiyete esas olabilir mi?

Bu soruya delilin türünden bağımsız, peşin bir evet veya hayır cevabı verilemez. Delilin hukuka uygun elde edilmesi, gerçekliği, güvenilirliği, sanıkla bağlantısı, savunma tarafından sınanabilirliği ve suçun bütün unsurlarını şüpheden uzak biçimde gösterip göstermediği değerlendirilir. Delilin tek veya belirleyici olması, usul güvencelerinin ve mahkeme gerekçesinin önemini daha da artırır.

15. Sonuç: Dijital kayıt, ancak izlenebilir bir süreç içinde anlam kazanır

Ceza muhakemesinde dijital delilin gücü, ekranda görünen cümlenin çarpıcılığından değil; o cümlenin dosyaya nasıl girdiğinin açıklanabilir olmasından doğar. Hukuka uygun karar, ölçülü kapsam, kayıt altına alınmış teknik süreç, korunmuş bütünlük, kişiyle kurulmuş sağlam bağlantı, eksiksiz bağlam ve savunmanın etkili itiraz imkânı aynı zincirin halkalarıdır.

Bir telefonun ele geçirilmiş olması içindeki her veriyi tartışmasız delile dönüştürmez. Bir ekran görüntüsünün kolay değiştirilebilir olması da onu baştan değersiz kılmaz. Doğru yaklaşım, dijital kaydı mutlaklaştırmak veya bütünüyle reddetmek yerine, elde etme yöntemini, teknik güvenilirliğini ve ispat gücünü ayrı ayrı incelemektir.

AYM’nin 2026 tarihli iptal kararı bu değerlendirmeye yeni bir boyut eklemiştir: Kişisel veriye ilişkin hukuk yalnız arama anında başlamaz ve kopya alındığında bitmez. Verinin ne kadar saklanacağı, kimlerin erişebileceği, hangi amaçla kullanılacağı, ne zaman sınırlandırılacağı ve nasıl silineceği de güvenceli bir yasal çerçeve gerektirir. Geçiş dönemindeki değerlendirmelerde bu yürürlük durumu gözetilmeli; sonradan yapılabilecek kanun değişiklikleri ayrıca kontrol edilmelidir.

Somut dosyada ise sonuç, genel bir internet yazısından değil; kararların, tutanakların, adli kopyanın, rapor eklerinin ve itirazların birlikte incelenmesinden çıkar. Dijital delil konusunda etkili savunma, çoğu zaman tek bir büyük iddiadan değil, zincirin hangi halkasının neden denetlenemediğini doğru göstermeye bağlıdır.

Kaynakça ve tarih notu

1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 13, 20, 36 ve 38.

2. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 134, 206, 217 ve 230. Güncel resmî metin

3. 7145 sayılı Kanun, m. 16; CMK m. 134’te 2018 yılında yapılan değişiklik.

4. Anayasa Mahkemesi, E.2023/128, K.2026/36, 12.2.2026; RG 25.5.2026, S. 33264. Resmî karar

5. Anayasa Mahkemesi, Helin Yusuf [2. B.], B. No: 2020/14678, 14.1.2025.

6. Anayasa Mahkemesi, Yankı Bağcıoğlu ve diğerleri [GK], B. No: 2014/253, 9.1.2015.

7. Anayasa Mahkemesi, Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704, 1.2.2018.

8. Site içi mevzuat erişimi: Ceza Muhakemesi Kanunu. Sitedeki CMK sayfası

CMK’nın güncel resmî metni ile AYM E.2023/128, K.2026/36, Helin Yusuf ve Yankı Bağcıoğlu ve diğerleri kararlarının tam metinleri 8 Eylül 2026 tarihinde kontrol edilmiştir.

Bu yazı genel hukuki bilgi verir. Somut dosyada kararlar, tutanaklar, teknik kayıtlar ve güncel mevzuat birlikte incelenmelidir.

İlgili okumalar

Ceza hukuku yazılarının tamamı