Sosyal medyada hakaret iddiası: Mesaj, hesap aidiyeti ve önödeme
Bu yazıda
Telefonunuza bir paylaşımın ekran görüntüsü geldiğinde olay çözülmüş gibi görünebilir. Yazılan söz oradadır; hesabın adı da görünür. Yine de bir ceza soruşturmasında yalnız o görüntüyle cevaplanamayacak sorular vardır: Söz gerçekten kime yöneltilmişti? Öncesinde nasıl bir konuşma geçmişti? Görüntü paylaşımın tamamını içeriyor mu? O anda hesabı kim kullanıyordu? Hem şikâyet eden hem de hakkında şikâyet bulunan kişi için dosyanın yönünü bu ayrıntılar değiştirebilir. Bu yüzden ilk görüntüden kesin bir sonuca varmak yerine, konuşmanın ve kaydın tamamına bakmak gerekir.
Her sosyal medya mesajına otomatik olarak uygulanan ayrı bir “sosyal medyada hakaret” suçu yoktur. Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) hakarete ilişkin hükümleri, mesajın iletilme biçimine ve olayın bağlamına göre değerlendirilir. Önödeme de bazen sanıldığı gibi “parayı ödeyince her şey kapanır” anlamına gelmez. Aşağıda hakaret iddiasına hangi sorularla bakıldığını, dijital kayıtların neleri gösterebildiğini ve 2025 sonunda değişen önödeme düzenini anlatıyorum. Elinizde somut bir dosya varsa önce fiilin tarihini, yöneltilen suçlamayı ve gelen tebligatı ayrı ayrı kontrol etmek gerekir. [1] [2]
Önce söze değil, olayın tamamına bakılır
TCK m. 125, bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını ya da sövmeyi düzenler. Gündelik dilde kaba, kırıcı veya saygısız bulduğumuz her ifade, ceza hukuku bakımından mutlaka hakaret sayılmaz. Hangi sözün kullanıldığının yanında kime söylendiğine, neden ve hangi konuşmanın içinde yazıldığına da bakılır. “Bu yoruma katılmıyorum” diyen kişiyle tartıştığı insanı aşağılamak için söz söyleyen kişiyi yalnız kelimelere bakarak aynı yere koyamayız. Sözün neyi anlattığı ve muhatabın kim olduğu birlikte değerlendirilir. [1]
Bu nedenle “şu kelime varsa suç oluşur” diye bir listeyle dosya çözülemez. Aynı söz, bir tartışmada sert eleştiri olarak kalabilir; başka bir tartışmada bir kişiyi küçük düşürmek için kullanılmış olabilir. Bağlama bakmak, incitici bütün sözleri serbest görmek anlamına gelmez. Mahkeme bir yandan ifade özgürlüğünü, diğer yandan kişinin şeref ve itibarının korunmasını somut olayın şartları içinde değerlendirmelidir. Anayasa Mahkemesinin sosyal medya yorumlarına ilişkin ceza ve tazminat uyuşmazlıklarında önem verdiği noktalardan biri de sözün hangi koşullarda söylendiğinin gerekçeli biçimde incelenmesidir. Ancak ceza davasındaki değerlendirme ile tazminat davasının sonucu birbirine eşitlenmemelidir. [3] [4]
Şikâyet edecek kişi, yalnız kendisini rahatsız eden cümleyi değil, mümkünse o cümlenin öncesini ve sonrasını da saklamalıdır. Hakkında şikâyet bulunan kişi de önce mesajın gerçekte kimi hedeflediğini ve neye cevap olarak yazıldığını görmelidir. Önceki gönderi ekranda yoksa yanıtın konusu belirsiz kalır. Sonraki mesaj silinmişse yapılan bir düzeltme de tartışmayı ağırlaştıran yeni bir söz de gözden kaçabilir. Tek bir ekran görüntüsüyle hikâyenin tamamını bildiğimizden emin olamayız.
İsim yazılmamışsa hakaret yok mudur?
İsim yazılmamış olması, tek başına “hakaret yok” demek için yeterli değildir. TCK m. 126'ya göre sözün niteliği ve söylendiği koşullar, adı açıkça geçmeyen kişinin kim olduğunu duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya koyuyorsa mağdur belirlenebilir. Bunun tersi de önemlidir: Belirsiz bir paylaşımı okuyan herkes “bu kesin bana söylendi” diyerek kendiliğinden mağdur hâline gelmez. Söz ile belirli kişi arasındaki bağın olayın içinden anlaşılması gerekir. [1]
Bir mahalle grubunda “dün akşam toplantıyı yöneten kişi” denmiş olsun. Gruptakilerin bildiği tek bir toplantı ve tek bir yönetici varsa kimin kastedildiği anlaşılabilir. Aynı cümle geniş ve belirsiz bir kitleye yazıldığında bu sonuca ulaşmak daha güç olabilir. Profil fotoğrafı, paylaşımın etiketleri, önceki yazışmalar ve altına yapılan yorumlar burada birlikte işe yarar. Şikâyette yalnız “bana hakaret etti” yazmak yerine, adınız geçmese de ifadenin neden size yöneldiğini göstermek daha açıklayıcıdır.
Bir şirketin, markanın veya kurumun eleştirilmesiyle belirli bir gerçek kişiye söylenen söz arasında da ayrım yapmak gerekir. Bir paylaşımda işyerinin adı geçiyor diye orada çalışan herkes otomatik olarak hakaretin mağduru olmaz. Eleştirinin kurumun faaliyetine mi, yoksa adı belirtilmemiş olsa bile anlaşılabilen belirli bir kişiye mi yöneldiği konuşmanın tamamından anlaşılmalıdır. O nedenle paylaşımın konusu ile sözün gerçek muhatabı ayrı ayrı gösterilmelidir.
Özel mesaj ile herkese açık yorum aynı şekilde değerlendirilmez
Mağdura doğrudan gönderilen bir yazı, ses kaydı veya görüntü, TCK m. 125/2'deki iletiyle hakaret düzenlemesi bakımından incelenebilir. Aynı söz herkese açık bir gönderinin altına yazıldığında görünürlük ayrıca önem taşır: TCK m. 125/4 alenen işlenen hakarette cezanın artırılmasını öngörür. Ne var ki bir sözün “internete yazılmış” olması aleniyeti araştırmadan kabul etmeye yetmez. Paylaşım gerçekten kimlerin erişimine açıktı; hesap herkese açık mıydı, yoksa dar bir çevreyle mi sınırlıydı? Hangi hükmün uygulanacağına bu ayrıntılar görülerek karar verilir. [1]
Sözün mağdura yöneltilmesiyle onun bulunmadığı ortamda başkalarına söylenmesi de farklıdır. TCK m. 125/1, mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılması için en az üç kişiyle ihtilat koşulu arar. Mağdurun aldığı özel mesajı, kapalı bir gruptaki konuşmayı ve herkese açık paylaşımı aynı tür olay sayamayız. Grup üyesi sayısı da tek başına yeterli cevap değildir; sözün kime yöneldiği, kimlere iletildiği ve kimlerin görebildiği araştırılır. Bu farklılıklar bazen davanın en belirleyici noktasına dönüşür. [1]
Şikâyet veya savunma hazırlanırken mesajın nerede görüldüğü açıkça yazılmalıdır. “Sosyal medyada yayımlandı” demek, bir kişiye gönderilen özel mesajı, açık hesaptaki yorumu, kapalı grup sohbetini ve başkasının sonradan paylaştığı ekran görüntüsünü aynı cümleye sığdırır. Oysa bunların her birinde sözü kimin gördüğü ve mesajın nasıl ulaştığı farklıdır. Konuşmanın yolu doğru anlatılmazsa hukuki değerlendirme de eksik kalır.
Sert eleştiri, hakaret, tehdit ve şantaj birbirinden ayrılır
Bir tartışmadaki keskin, hatta rahatsız edici eleştiri, sırf karşı tarafın canını sıktı diye her zaman hakaret sayılmaz. Buna karşılık kişiyi aşağılamak için söylenmiş bir söz de sonradan “sadece eleştiriydi” denilince kendiliğinden hukuka uygun hâle gelmez. Anayasa Mahkemesi, Ethem Kut kararında bir sosyal medya yorumuna verilen cezayı incelerken ifadenin bağlamına, kamusal tartışmayla ilişkisine ve cezayla yapılan müdahalenin gerekliliğine bakılması gerektiğini değerlendirmiştir. Buradan “kaba sözler cezasız kalır” diye genel bir kural çıkarılamaz. Karar, her dosyanın kendi bağlamında, gerekçesiyle incelenmesi gerektiğini gösterir. [3]
Bazen aynı konuşmada hakaretten farklı bir iddia da vardır. Örneğin “Seni öldüreceğim” sözünde gelecekte saldırı gerçekleştirme iradesi dile getiriliyorsa TCK m. 106'daki tehdit gündeme gelebilir. “Şunu yapmazsan özel bilgini açıklarım” biçimindeki bir zorlama ise koşullarına göre TCK m. 107'deki şantaj bakımından incelenebilir. Bunları baştan yalnız “hakaret” diye adlandırmak, her fiilin kendi unsurlarını ve izlenecek yolu gözden kaçırır. Birden çok söz varsa hangi cümlenin hangi iddiaya dayanak yapıldığı açıkça ayrılmalıdır. [1]
“Dolandırıcı” sözünü içeren bir paylaşımda da tek başına kelimeye bakmak yetmez. Kişiye somut bir suç mu isnat ediliyor, yoksa bir davranış hakkında değer yargısı mı ifade ediliyor? Böyle bir isnadın dayanağı nedir? TCK m. 127, suç oluşturan bir fiilin isnadının ispatı bakımından özel koşullar içerir; “bana doğru gibi geliyor” demek bunların yerine geçmez. Öte yandan bir fiilin ispat edilmiş olması, kullanılan aşağılayıcı üslubun ayrıca değerlendirilmesine engel değildir. İfade, dayanak ve anlatım biçimi birlikte okunmalıdır. [1]
Ekran görüntüsü önemli olabilir; tek başına bütün dosya değildir
Bir ekran görüntüsü, alındığı anda ekranda ne göründüğü konusunda önemli bir başlangıç olabilir. Fakat yalnız o görüntüye bakarak mesajın gösterilen tarihte gerçekten gönderildiğini, daha sonra değiştirilmediğini, hesabın kime ait olduğunu veya mesajı o kişinin yazdığını her olayda kesin olarak söyleyemeyiz. Bu, ekran görüntüsünü değersiz kılmaz; neyi gösterdiğini ve neyi açık bıraktığını bilmemizi sağlar. Eksik kalan halka bazen konuşmanın bütünü, bazen özgün kayıt, bazen de hesabın kullanımına ilişkin araştırmadır.
Şikâyet etmek isteyen kişi, ulaşabiliyorsa gönderinin bağlantısını, hangi gün ve saatte gördüğünü, hesabın kullanıcı adını ve konuşmanın tümünü not edebilir. Görüntüyü aldığı cihazı ve görüntünün özgün dosyasını da saklaması yararlı olur. Kırpılmamış kayıt, tek bir cümlenin hangi sözlere cevap olduğunu anlamayı kolaylaştırır. Bir gönderi sonradan silinebileceği için eldeki kaydı vakit geçirmeden korumak gerekir; fakat aceleyle kaydı düzenlemek, mesajı değiştirip aslıymış gibi göstermek veya hukuka aykırı yolla yeni bilgi elde etmek doğru değildir.
Elinizde birden fazla görüntü varsa hangisini nereden, ne zaman aldığınızı ve görüntülerin hangi sırayla oluştuğunu belirtmek işe yarar. Aynı yorumun farklı kişiler tarafından iletilen kopyalarını birbirinden bağımsız ilk kaynaklar gibi saymamak gerekir. Ekran videosu, uygulama bildirimi veya muhatabın cihazındaki konuşma akışı da dosyaya göre yardımcı olabilir. Fakat bunların hiçbirinin değeri adından gelmez; kayıtların nasıl elde edildiği, birbirleriyle uyumu ve özgün hâllerinin korunup korunmadığı değerlendirilir.
Teknik inceleme gerçekten gerekiyorsa soruşturma makamı, kanuni koşullar içinde cihaz, hesap ve hizmet sağlayıcı kayıtları hakkında araştırma yapabilir. Buna rağmen bütün platformların kayıtları süresiz tuttuğunu veya talep edilen her bilgiyi mutlaka sağlayacağını varsayamayız. Şikâyet dilekçesinde yalnız “IP adresi bulunsun” yazmak yerine, araştırılmasını istediğiniz hesabın bağlantısını, tarihini ve ilgili içeriği somut biçimde vermek daha yararlıdır. Dijital kayıtların değerlendirilmesine ilişkin genel çerçeve ceza muhakemesinde dijital deliller yazısında ayrıca ele alınır.
Hesabın sahibi ile mesajı yazan kişi aynı olmak zorunda değildir
Profilde birinin adı ve fotoğrafı bulunabilir; bu, hesaptan yapılan her paylaşımı mutlaka onun yazdığını kanıtlamaz. Adına sahte hesap açılmış olabilir, kendi hesabına başkası girmiş olabilir veya aynı cihazı birden fazla kişi kullanıyor olabilir. Bir içerik başka hesaptan da aktarılmış olabilir. Tersinden bakınca “hesabım çalındı” açıklaması da hiçbir araştırmaya gerek bırakmayan kesin bir cevap değildir. Hesabın nasıl açıldığı ve kullanıldığı, erişim kayıtları, bağlantılı cihazlar, tarafların önceki yazışmaları ve olay sonrasındaki davranışları birlikte değerlendirilebilir.
Telefon numarası veya internet bağlantısına ilişkin kayıtlar da tek başına mesajı kimin yazdığını her zaman göstermez. Ev, işyeri veya başka bir ortak ağ kullanılmış; cihaz başkasıyla paylaşılmış olabilir. Bu ihtimaller dosyada somut olarak tartışılmalı, gerçek bir bulguyla yalnızca olası bir açıklama birbirine karıştırılmamalıdır. Amaç sadece bir kullanıcı adının kime kayıtlı olduğunu öğrenmek değildir; tartışmalı mesajı kimin oluşturduğunu ve o fiilin hukuken hangi kişiye yüklenebileceğini araştırmaktır. Bu iki soru birbirine yakın görünür, fakat her zaman aynı cevabı vermez.
Şüpheli “bu hesap benim değil” diyorsa bu sözünü açıklayan ve varsa destekleyen kayıtları göstermesi yararlı olur. “Hesap benim, ancak o gün başkası kullandı” açıklaması farklı bir araştırma gerektirir. Şikâyet eden kişi de yalnız profil fotoğrafına bakarak aidiyetten kesin eminmiş gibi davranmamalı; neyi bildiğini, neyi henüz bilmediğini dürüstçe belirtmelidir. Savcılık şüphelinin lehine ve aleyhine delilleri toplamakla yükümlüdür. Şüpheliye “masum olduğunu sen kanıtla” denilerek ceza muhakemesindeki ispat yükü tersine çevrilemez. [2]
Sahte hesap ve silinen paylaşımda hangi bilgi işe yarar?
Sahte olduğu düşünülen bir hesabın kullanıcı adı daha sonra değişebilir. Bu nedenle yalnız profilin tek bir görüntüsüyle yetinmemek; hesabın ve gönderinin doğrudan bağlantılarını, görüldükleri zamanı, biliniyorsa eski kullanıcı adlarını ve kişiyle ilişkiyi gösterebilecek hukuka uygun yazışmaları korumak yararlı olabilir. Böyle bir kayıt failin mutlaka bulunacağı anlamına gelmez. Yalnızca araştırmanın hangi hesaba ve hangi paylaşıma yönelmesi gerektiğini belirginleştirir. Takipçi sayısının fazla olması da mesajı kimin yazdığını kendiliğinden ispatlamaz.
Gönderi silinmişse “demek ki hiç yazılmadı” sonucu çıkmaz. Öte yandan bir başkasında kalan görüntü için de “o hâliyle kesin doğrudur” denilemez. Görüntüyü ilk alan kişinin kim olduğu, nasıl kaydettiği ve paylaşımı kendi ekranında gören başka kişilerin bulunup bulunmadığı önem taşıyabilir. Birinin yalnız “bana söylendiğini duydum” demesiyle iletiyi doğrudan kendi hesabında görmesi aynı şey değildir. Her bilgi kendi elde edilme biçimiyle ve diğer kayıtlarla beraber değerlendirilir.
İçeriğin kaldırılması için platforma bildirim yapabilirsiniz; bu bildirim savcılığa yöneltilen ceza şikâyetinin yerini tutmaz. Platformun kendi kurallarına göre aldığı kaldırma kararı da mahkemenin suçun işlendiğini tespit ettiği anlamına gelmez. Bu iki süreç farklı amaçlara hizmet eder. Paylaşımın silinmesini istiyorsanız, aynı paylaşımın soruşturmada incelenmesi için gerekli bilgilerin hukuka uygun biçimde saklanıp saklanmadığına da dikkat etmek gerekir.
Delil toplarken yeni bir ihlal yaratılmamalı
Kendi hesabınızdan görebildiğiniz bir paylaşımı kaydetmekle başkasının hesabına izinsiz girerek özel konuşmalarını almak aynı şey değildir. Bir yazışmanın tarafı olmanız da onu sınırsız biçimde üçüncü kişilere dağıtma hakkı verdiği anlamına gelmez. Özel yazışmalar, kişisel veriler veya özel hayata ilişkin bilgiler söz konusu olduğunda bunların nasıl elde edildiği ve kiminle paylaşıldığı ayrıca incelenir. “Hakaretin delilini topluyordum” açıklaması kullanılan her yöntemi hukuka uygun hâle getirmez. [1] [2]
Bu yüzden taraflardan hiçbiri diğerinin telefonuna izinsiz erişmeye, şifresini denemeye veya başka birini hesaba girmeye yönlendirmeye kalkmamalıdır. Böyle bir girişim hem başlı başına hukuki sorun çıkarabilir hem de eldeki kaydın güvenilirliğini tartışmalı hâle getirebilir. Teknik inceleme gerekiyorsa hangi işlemin hangi usulle yapılacağına soruşturma makamı karar verir. Delilin elde edilişindeki sorunların yargılamada kullanılmasına etkisi ceza muhakemesinde hukuka aykırı deliller yazısında açıklanır.
Bir ekran görüntüsünde olayla ilgisi olmayan üçüncü kişilerin telefonları, özel mesajları veya kimlik bilgileri de görünebilir. Başvuruda gerçekten gereken kısmı gösterirken bu bilgilerin gereksiz yere yayılmasını önlemek mümkün olabilir. Fakat delilin aslını gizlice değiştirip düzenlenmiş hâlini özgün kayıt gibi sunmamak gerekir. Asıl dosya korunmalı; paylaşılacak nüshada bir kapatma, ayıklama veya başka işlem yapılmışsa bunun ne olduğu açıkça belirtilmelidir.
Şikâyet süresi ne zaman başlar?
Kamu görevlisine görevinden dolayı yöneltilen hakaret dışındaki hâllerde soruşturma ve kovuşturma, kural olarak mağdurun şikâyetine bağlıdır. TCK m. 73'e göre genel şikâyet süresi, şikâyet hakkı bulunan kişinin fiili ve faili öğrendiği günden itibaren altı aydır. Şikâyete bağlı hakaret bakımından fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yıllık bir üst sınır da bulunur. Bu süreler birbirinin yerine seçilen iki alternatif değildir; somut dosyada öğrenme tarihiyle fiil tarihi ayrı ayrı belirlenip her iki sınır birlikte değerlendirilir. [1]
Söz gelimi paylaşımı bugün gördünüz, fakat arkasındaki hesabı kimin kullandığını bilmiyorsunuz. Öğrenme tarihlerinin bu durumda ayrıca önemi vardır. Yine de “fail belli olana kadar beklerim” düşüncesiyle eldeki delilin kaybolmasını veya iki yıllık sınırın geçmesini göze almak gerekmeyebilir. Kimliği bilinmeyen kişinin araştırılması talebiyle yetkili makama başvurulabilir. Başvurunun ne zaman, kim tarafından ve hangi söz ya da paylaşım için yapıldığını kayıt altında tutmak sonradan oluşabilecek süre tartışmalarında da önemlidir.
Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret iddiasında şikâyet koşulu farklı değerlendirilir. Kişinin kamu görevlisi olması tek başına yeterli değildir; sözün yaptığı görev nedeniyle söylenip söylenmediğine bakılır. İki yıllık üst sınırı getiren 2024 düzenlemesinin bir geçiş kuralı da vardır: 14 Kasım 2024 itibarıyla soruşturma veya kovuşturma aşamasındaki dosyalara yeni üst sınır uygulanmaz. Daha eski olaylarda fiil tarihini ve o tarihe kadar yapılan işlemleri birlikte kontrol etmek gerekir. Bu ayrımı göz ardı ederek sosyal medyadaki genel yorumlardan “süre dolmuş” veya “şikâyete gerek yok” şeklinde kesin sonuç çıkarmamak gerekir. [2]
Şikâyette hangi olay anlatılmalı?
Şikâyet dilekçesinde yalnızca “hakaret etti” yazmak, ne yaşandığını anlatmaya yetmez. Söz hangi platformda, hangi hesaptan ve hangi tarihte paylaşılmış? Tam olarak ne yazılmış, kime yöneltilmiş ve kimler tarafından görülebilir durumdaymış? Şikâyetçi içeriğe nasıl ulaşmış, elindeki bağlantı veya kayıt nereden gelmiş? Hesapla hakkında şikâyette bulunulan kişi arasında hangi somut bağ kurulabiliyor? Bu sorulara açık yanıt vermek, soruşturmanın hangi izleri takip edeceğini de belirler.
Bir konuşmanın yalnızca son mesajı eldeyse, dilekçede bunun konuşmanın tamamı olmadığı söylenmelidir. Öncesindeki tartışmanın gizlenmesi, sözün neden ve kime söylendiğinin anlaşılmasını zorlaştırır; sonradan dosyada ortaya çıkan kayıtlar anlatımı da zayıflatabilir. Mesajı ilk gören kişi, paylaşımın silindiği tarih veya platforma yapılan bildirim biliniyorsa bunlar da sırayla yazılabilir. “Şu kayıt incelensin” gibi her araştırma talebinin yanında, o kaydın hangi belirsizliği gidereceği gösterilirse talep daha anlaşılır olur.
İhbar ya da şikâyet geldiğinde savcılık, yalnız şikâyeti destekleyenleri değil, şüphelinin lehine olabilecek kayıtları da araştırır. Şikâyet edilmiş olması kimsenin suçlu bulunduğu anlamına gelmez; ifadeye çağrılmak da tek başına suçun ispatı değildir. Sonuç, elde edilen delillerin güvenilirliğine ve isnat edilen fiilin kanundaki koşulları karşılayıp karşılamadığına bağlıdır. Soruşturmada mağdurun, müştekinin ve katılanın konumuna ilişkin daha geniş bilgi, mağdur, müşteki ve katılan vekilliği yazısında bulunabilir. [2]
Hakkında şikâyet bulunan kişi ilk aşamada neye bakmalı?
İlk adım, kendisine tam olarak hangi sözün ve hangi hesabın isnat edildiğini görmektir. Sunulan ekran görüntüsü konuşmanın ortasından başlıyorsa önce ve sonrasının dosyada olup olmadığı kontrol edilmelidir. Hesap hiç kendisine ait olmayabilir; kendisine ait olduğu hâlde başkaları da erişmiş olabilir; paylaşımı kendisi yapmış, fakat sözün aktarılan bağlamı eksik bırakılmış olabilir. Bunlar aynı savunma değildir. Hangisi söz konusuysa, kişinin elindeki meşru kayıtlarla onu ayrı ayrı açıklaması daha sağlıklı olur.
Tartışma başladı diye telefonu temizlemek, hesabı kapatmak ya da eski konuşmaları değiştirmek doğru bir yol değildir. Böyle bir müdahale, daha sonra kayıtların neyi gösterdiğinin anlaşılmasını güçleştirebilir. Kişi suçlamayı kabul etmese bile erişebildiği, hukuka uygun biçimde elde edilmiş özgün verileri korumalıdır. İfade vermeye çağrıldığında hangi haklara sahip olduğu ve müdafi yardımından nasıl yararlanabileceği, şüpheli müdafiliği yazısında ayrıca anlatılır.
Karşı tarafın da ağır sözler kullanmış olması, kişinin kendi mesajını kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. TCK m. 129, haksız bir fiile tepki olarak söylenen sözlerle karşılıklı hakaret için, koşullarına göre indirim veya ceza vermeme olasılıklarını düzenler. Bunun için kimin neyi, hangi olayla bağlantılı olarak ve hangi sırayla söylediği görülmelidir. Sözlerin sırası ve aralarındaki ilişki ortaya konmadan yalnızca “önce o bana yazdı” cümlesinden kesin bir sonuç çıkmaz. [1]
2025 değişikliğinden sonra hakarette önödeme
Önödeme, kanunda öngörülen şartlar gerçekleştiğinde belirlenen tutarın süresi içinde ödenmesi karşılığında kamu davası açılmamasına veya açılmış davanın düşmesine yol açabilen bir ceza hukuku kurumudur. Buradaki ödeme, mağdura yapılan kişisel bir ödeme değildir; tarafların kendi aralarında anlaşıp uzlaşması da değildir. Hangi suçlarda ve hangi usulle uygulanacağı TCK m. 75’te gösterilir. Bu nedenle “ödedi, mağdurla da mesele kapandı” sonucuna doğrudan varılamaz. [1]
25 Aralık 2025’te yürürlüğe giren değişiklikten sonra TCK m. 125’teki hakaret, kamu görevlisine görevinden dolayı işlenen TCK m. 125/3-a hâli dışında önödeme kapsamına alınmıştır. Dolayısıyla konu yalnız bir kişiye doğrudan gönderilen özel mesajla sınırlı değildir; kanunun kapsadığı başka hakaret biçimlerinde de gündeme gelebilir. Yine de her şikâyette mutlaka ödeme teklifi çıkacağı sanılmamalıdır. Önce sözün hakaret oluşturup oluşturmadığı, mağdur ve ilgili bent, yeterli şüphe, kişinin önceki önödeme kayıtları ve dosyanın bulunduğu aşama incelenir. Bu sıra atlanırsa usul meselesi, suçun gerçekten oluşup oluşmadığı sorusunun önüne geçer. [1]
Sözün bir kamu görevlisine söylenmiş olmasıyla, görevi nedeniyle söylenmiş olması ayrı şeylerdir. Polis memuru, öğretmen veya belediye çalışanı olan bir kişiye yöneltilen her sert sosyal medya mesajı TCK m. 125/3-a kapsamında sayılamaz. Tartışmanın görevle bağı araştırılır; kişi özel yaşamındaki bir uyuşmazlık nedeniyle hedef alınmışsa hukuki nitelendirme değişebilir. Bu ayrım, hem şikâyet koşulunu hem de önödeme imkânını etkilediğinden, olayın arka planıyla birlikte yazılmalıdır.
Önödeme tebligatı gelirse süre ve sonuç okunmalı
Soruşturma aşamasında önödeme önerildiğinde, hesaplanan tutar ve soruşturma giderleri resmî yoldan tebliğ edilir. TCK m. 75’teki ödeme süresi, tebliğden itibaren on gündür. Şüpheli bu on gün içinde talep ederse savcı, tutarın birer ay arayla üç eşit taksitte ödenmesine karar verir; taksitlerden biri süresinde ödenmezse önödeme hükümsüz kalır ve soruşturma sürer. Süre, tebliğ tarihine göre hesaplanmalıdır. Hangi miktarın istendiği ve ödemenin nereye yapılacağı da kişiye gelen resmî belge üzerinden kontrol edilmelidir. [1]
Önödeme yapılması, mahkemenin kişiyi mahkûm ettiği anlamına gelmez. Öte yandan “bu işlem hiçbir yerde görünmez” demek de doğru değildir: Önödeme nedeniyle verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararları için kanunda özel bir kayıt sistemi öngörülür. Ayrıca TCK m. 75/5, kamu davasının açılmaması ya da ortadan kalkmasının mağdurun kişisel hak taleplerini kendiliğinden sona erdirmediğini söyler. Devlete yapılan ödeme ile mağdurun ileri sürebileceği tazminat talebi bu yüzden ayrı başlıklardır. [1]
Daha önce önödeme yapılmış olması, sonraki dosyada önem taşıyabilir. Önödemeye bağlı karardan sonraki beş yıl içinde, taksirli suçlar hariç, yeniden önödemeye tabi bir suç işlenirse TCK m. 75/1 uyarınca teklif edilecek tutar yarı oranında artırılır. TCK m. 75/6 kapsamına giren aynı suçun beş yıl içinde yeniden işlenmesi hâlinde ise o suç yönünden önödeme uygulanmaz. Tutarın artmasıyla bu kurumun hiç uygulanmaması farklı sonuçlardır. Önceki dosyanın kararı, yeni fiilin niteliği ve suç tarihleri görülmeden “bir kere daha öder, kapanır” denmemelidir. [1]
Hakarette uzlaştırma hâlâ var mı?
Güncel CMK m. 253/3, TCK m. 125’te düzenlenen hakarette uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğini açıkça söyler. 2024’te ileti yoluyla hakaret için getirilen ayrım, 25 Aralık 2025 değişikliğiyle hakaret suçunun tamamını kapsayacak biçimde düzenlenmiştir. Bu yüzden bugün açılan bir dosya için eski bir internet yazısına bakıp “önce uzlaştırmacı arayacak” demek yanıltıcı olur. Uzlaştırma ile önödeme birbirinin başka adı değildir: Şartları, muhatapları ve dosyadaki sonuçları farklıdır. [1] [2]
Eski dosyalarda ise geçiş hükmünü görmeden bugünkü kuralı uygulamak hataya yol açabilir. CMK geçici m. 8, 25 Aralık 2025 tarihi itibarıyla uzlaştırmanın sağlandığı soruşturma ve kovuşturma dosyalarının önceki düzenlemeye göre sonuçlandırılmasını öngörür. Olayın tarihi, uzlaşmanın gerçekten sağlanıp sağlanmadığı, dosyanın hangi evrede bulunduğu ve verilmiş kararlar birlikte okunmalıdır. Yalnız “suç tarihi eski” veya “dosya hâlâ açık” demek, tek başına geçiş hükmünün sonucunu açıklamaz. [2]
Bir paylaşımda hakaret iddiasının yanında tehdit gibi başka bir fiil de ileri sürülebilir. CMK m. 253/3, önödeme kapsamındaki suçla uzlaştırma kapsamındaki başka bir suçun aynı mağdura karşı birlikte işlenmesi hâlinde, uzlaştırma kapsamındaki suç yönünden uzlaşma hükümlerinin uygulanabilmesine de yer verir. Bu hüküm, hakareti yeniden uzlaştırma kapsamına sokmaz. Hangi cümlenin hangi fiille ilişkilendirildiği ve her fiil için hangi yolun açık olduğu ayrı ayrı gösterilmelidir. [2]
Tek bir paylaşımda birkaç ayrı mesele çıkabilir
Şöyle bir örnek düşünelim; gerçek bir dosyadan söz etmiyoruz. Bir toplantı videosunun altına, toplantıyı yöneten kişiyi hedef aldığı düşünülen ağır bir yorum yazılıyor. Yorumu gören biri ekran görüntüsü alıyor, fakat paylaşım ertesi gün siliniyor. Ekranda bir kişinin gerçek adı ve fotoğrafı görünüyor; o kişi ise “Bu mesajı ben yazmadım” diyor. Yalnız görüntüye bakıp sonuca gitmek de sırf bu inkâr üzerine dosyayı kapatmak da olayın bütününü görmeye yetmeyebilir.
Önce yorumun tamamını ve yanıt verdiği videodaki tartışmayı görmek gerekir. Söz, sınırı zorlayan bir eleştiri midir, yoksa kişiyi aşağılamaya mı yöneliktir? Adı yazılmayan toplantı yöneticisinin kim olduğu tereddütsüz anlaşılıyor mu? Paylaşımı hangi kişiler görebiliyordu ve o sırada hesap kimin kullanımındaydı? Silinmiş gönderinin bağlantısı, görüntüyü ilk kimin ne zaman aldığı ve varsa başka kayıtlar, bu soruların her biri için farklı katkılar sunar.
Örnekteki sorular aynı şey değildir; birinin cevabı ötekini otomatik olarak çözmez. Hesabın sahibi bulunsa bile mesajı kimin yazdığı araştırılabilir. Mesajı yazan kişi saptansa bile sözün hakaret suçunun koşullarını taşıyıp taşımadığı ayrıca ele alınır. Bu yüzden hem şikâyet hem savunma, tek bir ekran görüntüsünden kesin bir hikâye çıkarmak yerine, bilinenleri ve henüz bilinmeyenleri açıkça ayırmalıdır.
Sık sorulan sorular
Paylaşım silinmişse şikâyet edilebilir mi?
Evet. İçeriğin sonradan silinmesi, yaşanan olay hakkında başvuru yapılmasını tek başına engellemez. Fakat o paylaşımın ne zaman, hangi hesaptan yapıldığını ve ne içerdiğini gösterebilecek meşru kayıtların değeri artar. Platformun silinen içeriği mutlaka daha sonra sağlayacağını varsaymamak gerekir. Şikâyet süresi açısından, kişinin fiili ve faili hangi tarihlerde öğrendiği de dosyada doğru anlatılmalıdır.
Sadece ekran görüntüsü varsa dava kesin açılır mı?
Hayır. Ekran görüntüsü önemli bir başlangıç olabilir, ancak kaynağı, bütünlüğü, içeriğin bağlamı ve hesabın kimin kullanımında olduğu araştırılır. Savcılık, eldeki delillerin kamu davası açmaya yetecek şüphe oluşturup oluşturmadığına bakar. Dava açılırsa mahkeme, hukuka uygun delilleri tartışıp ayrı bir karara varır. Bir görüntüye sahip olmak, bu iki aşamanın sonucunu önceden belirlemez. [2]
Mesajı alan kişi özür dilemesini isterse dosya kapanır mı?
Özür dilemek, iki kişi arasındaki gerilimi azaltabilir; fakat kanundaki şikâyet, vazgeçme, önödeme ve resmî karar süreçlerinin yerine kendiliğinden geçmez. Kişinin mağdura yazdığı bir mesajla devletin yaptığı önödeme teklifi de aynı işlem değildir. Şikâyetten vazgeçmenin olası kişisel hak taleplerine etkisi, vazgeçme sırasında ne söylendiği ve TCK m. 73’teki kurallar görülerek değerlendirilir. “Özür diledim, her şey bitti” diye düşünmek bu yüzden yanıltıcı olabilir. [1]
Para ödemek suçu kabul etmek anlamına mı gelir?
Önödeme, kişinin hakkında verilmiş bir mahkûmiyet hükmü değildir. Yine de “hiçbir hukuki sonucu yok” demek de doğru olmaz. Resmî teklifin neye ilişkin olduğu, dosyada başka suçlamalar bulunup bulunmadığı, önödeme kaydı ve mağdurun kişisel hak talepleri incelenmelidir. Tebliğdeki süre, miktar ve varsa taksit seçeneği, kişinin önündeki somut dosya üzerinden okunmadan ödeme hakkında kesin bir tercih yapılamaz. [1]
Sosyal medya şirketine şikâyet etmek savcılığa şikâyet sayılır mı?
Hayır. Bir sosyal medya şirketine yapılan bildirim, platformun kendi kuralları uyarınca içeriği incelemesine yol açar. Yetkili makama yapılan ceza şikâyeti ise ayrı bir başvurudur. Platform gönderiyi kaldırsa bile bu durum, savcılık soruşturması yürütüldüğünü veya kanuni şikâyet süresinin korunduğunu göstermez. İki yolun tarihleri ve amaçları birbirine karıştırılmamalıdır.
Dosyayı doğru soruyla başlatmak
Bir hakaret iddiasında ilk soru “önödeme çıkar mı?” olmamalıdır. Önce sözün tamamı ve söylendiği ortam, hedef alınan kişi, hesabı fiilen kullanan kişi ve kaydın nasıl elde edildiği belirlenir. Şikâyet süresi ve koşulu ile aynı konuşmada başka bir suç iddiası olup olmadığı da görülür. Bu bilgiler ortaya konduktan sonra önödeme veya başka usulî sonuçlar anlam kazanır. Aynı yöntem şikâyetçinin yaşadığı olayı eksiksiz anlatmasına, şüphelinin de yanlış aidiyet ya da eksik bağlam iddiasını kayıtlarla açıklamasına yardımcı olur.
Buradaki açıklamalar genel bilgi içindir; belirli bir dosyanın sonucu hakkında görüş veya sonuç güvencesi vermez. Kişinin elindeki olay ve belgelerle görüşmek için randevu talebi iletilebilir. Talep, büro tarafından teyit edilmeden kesinleşmiş bir randevu sayılmaz. Dosya ve belgeler e-posta, form veya mesajla gönderilmemeli; görüşmeye getirilmelidir. Şikâyet ve önödeme gibi süreye bağlı işlemler varsa yalnızca form yanıtını beklemek yerine süreler ayrıca takip edilmelidir.
Kaynaklar
1. T.C. Adalet Bakanlığı, güncel 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, özellikle m. 73, 75, 106, 107, 125–129 ve 131. Resmî kanun metni.
2. T.C. Adalet Bakanlığı, güncel 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 160, 206, 217, 253 ve geçici m. 7–8. Resmî kanun metni.
3. Anayasa Mahkemesi, Ethem Kut, B. No: 2022/66356, 15.1.2025. Karar metni.
4. Anayasa Mahkemesi, Nagihan Toğyuner, B. No: 2023/47839, 16.9.2025. Manevi tazminat uyuşmazlığında ifade özgürlüğü değerlendirmesi. Karar metni.
