Trafik Kazası Yazıları

Trafik Kazalarında Tazminat Hesabı: AYM ve Danıştay Kararları

Trafik kazalarında tazminat hesabına ilişkin Danıştay kararının gerçek zarar ilkesi bakımından değerlendirilmesi.

Yazar: Av. Mazlum KANTARCİGüncellendi:
Trafik Kazalarında Tazminat Hesabı: AYM ve Danıştay Kararları

Trafik kazası tazminatlarında kullanılan hesap esasları, AYM kararları ve Danıştayın Genel Şartlara ilişkin iptal kararlarıyla önemli değişiklikler geçirdi. Bununla birlikte, her karar yalnızca hüküm fıkrasında belirtilen kural ve ekler yönünden sonuç doğurur. “Bütün Genel Şartlar geçersiz oldu” veya “tek bir hesap yöntemi zorunlu hâle geldi” biçimindeki genellemeler kararların kapsamını aşar.

Danıştay Kararları Ne Getirdi?

Danıştay Sekizinci Dairesinin 14 Mayıs 2025 tarihli E.2022/772, K.2025/4513 sayılı kararı, 4 Aralık 2021 tarihli Genel Şart değişikliklerindeki Ek 1, Ek 2 ve Ek 3 atıfları ile bu eklerin iptaline karar verdi. Karar metni ayrıca aynı Dairenin 19 Aralık 2024 tarihli E.2020/772, K.2024/7229 sayılı kararına atıf yaparak bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ve çalışma gücü kaybına bağlı giderlere ilişkin belirli ibarenin iptal edildiğini aktarıyor.

14 Mayıs 2025 tarihli kararın metninde, tebliğden itibaren otuz gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolunun açık olduğu belirtilir. Bu nedenle kararın sonuçları değerlendirilirken hüküm fıkrası, kanun yolu durumu, olay tarihi ve uygulanacak Genel Şart sürümü birlikte incelenmelidir.

Anayasa Mahkemesi Kararlarının Rolü

Danıştay kararlarının hukuki arka planında, KTK m. 90’daki tazminat esaslarına ilişkin yetkilendirmenin anayasal sınırlarını ele alan iki AYM kararı bulunur:

AYM’nin 17 Temmuz 2020 tarihli E.2019/40, K.2020/40 sayılı kararı, KTK m. 90’daki belirli “genel şartlar” atıflarını iptal etti. İptalin gerekçesi ve hüküm fıkrası, tüm sigorta düzenlemelerini veya her hesap girdisini ayrımsız biçimde ortadan kaldırmış gibi okunmamalıdır.

AYM’nin 29 Aralık 2022 tarihli E.2021/82, K.2022/167 sayılı kararı, 7327 sayılı Kanunla KTK m. 90’a eklenen destekten yoksun kalma ve sürekli sakatlık hesap esasları ile bunlara bağlı yetkilendirme yönünden iptal kararı verdi. Karar, kanunda düzenlenmeyen tazminat konularında TBK’nın haksız fiil hükümlerine yapılan atfın önemini ortaya koydu.

Bu kararlar, sigortacının teminatı ile işletenin hukuki sorumluluğunun karşılaştırılmasını gerektirir. Ancak bu iki ilişkinin her durumda ve her kalem yönünden tamamen özdeş olduğu da varsayılamaz; poliçe kapsamı, kanuni istisnalar ve sorumluluk koşulları korunur.

Gerçek Zarar İlkesi

Bilinen geçmiş dönem zararı mümkün olduğunca somut verilerle belirlenir. Gelecek zarar ise kaçınılmaz olarak varsayım içerir; gelir, yaşam ve çalışma süresi, destek payı, sakatlık oranı ve iskonto gibi girdilerin dayanağı açıklanmalıdır. “Gerçek zarar” ilkesi, geleceğe ilişkin hiçbir varsayım yapılamayacağı anlamına gelmez.

Hesaplama Yöntemleri

AYM ve Danıştay kararları, hesap raporunun hangi hukuki ve teknik verilerle kurulacağını daha görünür hâle getirdi. Bununla birlikte tek bir yöntem bütün zarar türleri ve olay tarihleri için kendiliğinden bağlayıcı değildir.

Yaşam tabloları: PMF-1931 ile TRH-2010 farklı veri setleri ve dönemleri temsil eder. Tablonun seçimi gerekçelendirilir; istatistiksel yaşam beklentisi bir kişinin kesin ömrü değildir.

Teknik faiz: Belirli bir oranın hukuki dayanağı iptal edilmiş olabilir; bundan hiçbir iskonto yaklaşımının kullanılamayacağı veya tazminatın sabit yüzdeyle artacağı sonucu çıkmaz. Oran ve yöntem, olay tarihi ile yürürlükteki hukuki çerçeve içinde incelenir.

Uygulamada Karşılaşılan Yaklaşımlar

Progresif rant: Bilinen son gelirin gelecek yıllarda artırılıp iskonto edilmesine dayanan örnekler vardır. Yüzde 10 artırım ve yüzde 10 iskonto yargısal uygulamada görülse de, oranların her dosyada değişmez bir kanun hükmü olduğu söylenemez.

Teknik faiz veya belirli süreli rant yaklaşımı, gelecekteki zarar akışının peşin değerini bulmayı amaçlar. Genel Şarttaki belirli düzenlemelerin iptali, yöntemin her bağlamda ve her hukuki ilişkide bütünüyle yok sayılması sonucunu tek başına doğurmaz.

Ortalama kazanç ve sabit rant yöntemleri, önceki dönem uygulamalarının anlaşılması bakımından anılabilir. Güncel hesapta kullanılmaları, karar tarihi, zarar türü ve hukuki dayanak yönünden ayrıca gerekçelendirilir.

Aktif ve pasif dönem: Mesleki kazanç, fiilî çalışma ve emeklilik sonrası ekonomik katkı farklı dönemler olarak ele alınabilir. Pasif dönemde her kişi için otomatik olarak asgari ücret esas alınacağı söylenemez; talep edilen zarar ve somut katkı belirlenmelidir.

Gerçek kazanç: Bordro ve vergi kayıtları başlangıç noktasıdır; gerçeği yansıtmadığı ileri sürülüyorsa banka hareketleri, meslek bilgileri ve emsal ücret gibi delillerle karşılaştırılır. Resmî kayıtlar gerekçe gösterilmeden dışlanamaz.

Mahsup edilecek ödemeler: TBK m. 55, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemelerin zarardan düşülemeyeceğini düzenler. Miras, özel sigorta ve sosyal güvenlik ödemeleri tek bir başlık altında otomatik olarak indirilmez; her ödemenin hukuki niteliği ve aynı zararı karşılayıp karşılamadığı incelenir.

Çocuk ölümünde yetiştirme giderinin indirilip indirilmeyeceği, talebin hukuki niteliği ve somut verilerle değerlendirilir. Genel bir araştırmaya dayanılarak her çocuk için otomatik indirim veya indirim yasağı kurulamaz; çocuğun aile ekonomisine katkısı da varsayımla değil delille ele alınır.

Uygulamadaki Sorunlar

Hesabın güvenilirliği, hukuki sorunun doğru kurulmasına ve verilerin açıkça gösterilmesine bağlıdır. Aşağıdaki başlıklar, kararların ardından önemini koruyan uygulama sorunlarıdır.

Yöntem birliği: Farklı sonucun her zaman “adaletsizlik” olduğu varsayılamaz; SGK, sigortacı ve mahkeme farklı hukuki sorulara cevap verebilir. Aynı soruya verilen raporlarda ise veri, yöntem ve varsayımların karşılaştırılabilir olması gerekir.

Bilirkişinin görevi: Teknik uzman hesap verilerini ve işlemleri açıklar; hukuk kurallarını uygulamak ve uyuşmazlığı karara bağlamak mahkemenin görevidir. Bilirkişinin mutlaka hukukçu olması veya aktüerin tek başına yetersiz sayılması yönünde genel bir kural yoktur. Uzmanlık, görevin konusu üzerinden belirlenir.

Manevi tazminat: TBK m. 56 uyarınca olayın özellikleri ve kişisel etkiler değerlendirilir. Manevi tazminat, aktüeryal gelir kaybı hesabının bir uzantısı değildir. Kararlar arasında öngörülebilirliğin artırılması, bağlayıcı olmayan otomatik tarifelerden ziyade somut gerekçelerin açıklanmasıyla mümkündür.

Düzenleme ihtiyacı: İptal kararlarının ardından yeni kurallar öngörülebilir; ancak bir düzenlemenin gerekli veya adil olduğu yönündeki görüş ile yürürlükteki hukuk ayrılmalıdır. Mahkeme, mevcut uyuşmazlığı yürürlükteki bağlayıcı kaynaklarla çözer.

Fon veya dönemsel ödeme sistemi kurulması bir politika önerisidir; mevcut sistemde hak sahibinin her zaman aylık ödeme isteme veya sigortacının tek taraflı olarak bu yöntemi seçme hakkı bulunduğu anlamına gelmez. Böyle bir modelin teminatı, yönetimi ve enflasyon riski ayrıca düzenlenmelidir.

Zamanaşımı: Trafik kazası taleplerinde süre, talebin türüne ve hukuki dayanağına göre belirlenir. KTK m. 109 maddi zararlar için öğrenmeden itibaren iki, kaza tarihinden itibaren on yıllık kural ve daha uzun ceza zamanaşımı ihtimalini düzenler. Başlangıç, kesilme, taraf ve başvuru şartları somut olayda ayrıca incelenir.

Usule erişim: Zararın miktarı başlangıçta tam belirlenemiyorsa kullanılabilecek dava türü, görevli mahkeme ve sigortaya başvuru gibi dava şartları olayın özelliklerine göre belirlenir. Belirsiz alacak davasının her durumda mümkün veya imkânsız olduğu yönünde peşin genelleme yapılamaz.

Değerlendirme

AYM ve Danıştay kararları, trafik tazminatında kanuni dayanak ve gerçek zarar bağlantısını güçlendirmiştir. Ancak iptal, yalnızca hüküm fıkrasında gösterilen düzenlemeler yönünden sonuç doğurur. Bütün Genel Şartların ortadan kalktığı, TBK’nın her durumda koşulsuz üstün olduğu veya tek bir formülün zorunlu hâle geldiği söylenemez.

Sağlıklı bir hesap; uygulanacak metnin ve kararın doğru tespit edilmesini, gelir ve tıbbi verinin belgelendirilmesini, varsayımların açıklanmasını ve aynı zararın iki kez karşılanmamasını gerektirir. Özellikle 14 Mayıs 2025 tarihli kararın kanun yolu durumu ve daha sonraki düzenlemeler güncel dosyada ayrıca kontrol edilmelidir.